Reklam
Burnu Delik Ayakkabı
Selma Dolgun

Selma Dolgun

ŞİMAL

Burnu Delik Ayakkabı

27 Kasım 2020 - 17:16 - Güncelleme: 27 Kasım 2020 - 17:59

Kalbim kustukça ruhum iyileşiyor dedi ve bazen bildiği bazen bilmediği bazen de hiç var olmayan yollarda ayağını bile değdirmeden, kalbini kusa kusa, içini döke döke yürüdü.

Yollar var

içim gider

Aklım gider

Gönlüm gider

Bir yolu olmalı

O yolları

Yürümeli!..

Merhaba! Hoş geldin!

Öncelikle şunu bilmeni isterim her gün bir yol yürüyeceğiz birlikte;

ben yürürken daha çok konuşurum çünkü kendimle.

Kalbimi dökeceğim yürüdüğüm yollara, geldiği şekilde dilime.

Ayakların gitmese de olur kalbin gelsin yeter benimle.

Senin de hayatında en az bir kere olsun başına gelmiştir eminim!

Kendi kendine mutlaka konuşmuşsundur; içinden birilerine söylenmiş, kızmış, bağırmış, karşılıklı kavgaya tutuşup terbiyen dahilinde biraz da saymışsındır içten içe...

Tabii hâl böyleyken illâki istemsiz, sesin ele vermiştir seni. 0 an yanında biri varsa ve her kimse:

-Efendim!

-Bir şey mi dedin?

-Anlamadım!

Ya da

-Sen kiminle konuşuyorsun öyle?

gibi gibi...

şeyler demiştir mutlaka.

İşte tam olarak ben de bu durumu fazlasıyla yaşamaktayım.

Biri canımı mı sıktı, beni mi üzdü, ağlattı mı (!) Hemen alıyorum benim iç dünyama ve başlıyorum herhangi bir yerde, bir yolda ama mutlaka bir yolda yürüyerek atışmaya. Karşılıklı ama aslında tek taraflı bir atışmaya. Ben söylüyorum, o söylüyor (yine onun yerine ben cevap veriyorum tabi) derken yol bitmiş, çenem yorulmuş, ayaklarda takat kalmamış oluyor.

Velhasıl! Tek başıma karşılıklı bir atışmadan, bazen ağlayarak bazen gülerek bazen mutlu bazen heyecanlı çıkıyorum.

Ve her yolun her atışmanın sonunda mutlaka bir şiir yazıyorum.

Neden yol, neden yürümek dersen bende bilmiyorum. Yolları seviyorum hele ki uzun ve ışıltılı yolları; akşam olunca rengarenk ışıklar arasında uzayıp giden yolları...

Yürümek iyi geliyor; uzaklaşıyorsun gitmek istediğin yerden, biraz da kendinden... Gitmese de ayakların, dedim ya, kalbin çıksın yola yeter.

Haydi yürüyelim!

Güvenip sırtımızı dayadığımız dağlara yağan karlarda yürüyelim. Ya da!..

'Allah dağına göre kar verir'miş ya hani! Gel başı dumanlı dağımıza yağan karlarda yürüyelim haydi!

Nerdeyse boyumuzu aşan kar yığınlarına

gücümüzü hissettirerek bata çıka yürüyelim gururla...

Parmak uçlarımızı ince ince sızlatıp iğne gibi batan soğuğu kalbimizle kucaklaya

kucaklaya...

Gözyaşlarımızı andıran kar topları yapıp birbirimize ata ata...

Ayakkabılarımızın içine saklanan karların eriyip can verdiği ve sulara buladığı çoraplarımızın ıslaklığına alışa alışa...

Gel yürüyelim haydi! Dağımıza yağan karlara bakıp gücümüzün farkına vara vara...

Çetin gibi görünen kar fırtınasından kaçmak yerine, sırtımızı fırtınaya dayayıp önüne kendimizi bıraka bıraka...

Dağımıza ne kadar çok kar yağmış böyle(!) Hem çok yorulacağız hem de çok üşüyeceğiz içimiz yangın yeriyken.

Ellerimiz, öksüz-yetim bir çocuk eli gibi mahsun mahsun birbirine kenetlenirken; gözlerimiz hem karın şavkından hem de göz pınarlarımıza dolup taşan duygularımızın buğusundan kısılsa da, başımız dik, gururlu adımlarla karları döve döve yürüyelim gel haydi(!) üşüyen bedenimize inat sıcacık ruhumuzla...

Yürüyelim, yürüyelim, öyle bir yürüyelim ki; dağımıza yağan kar utansın çabamızdan, gayretimizden, inadımızdan...

Karabulut gibi üzerimize çöken dert utansın dilimizdeki şükürden, sonsuz tevekkülümüzden...

Çaresiz hissettiren, ölüm uykusuna yatıran soğuk utansın; kardan yastık yapıp başımızı içimiz rahat koyduğumuz vicdanımızdan,..

Gel haydi! Bugün karlı yollara revan olalım; çetin geçen kara bulutlu soğuk kışımızın borçlu olduğu çiçekli, bereketli, sıcak ve güneşli baharın hayalini kurarak ve yaz-bahara sayılı günlerden şafak sayarak...

Gel yürüyelim haydi! Derken ne kadar çok yürümüşüz oysa; arkamızdaki ayak izlerimize baksana.. Ne kadar kendinden emin ve kararlı adımlar bunlar(!) karlara imzamızı atmışız sanki bastığımız yerleri inleterek.

Ve şimdi yorulduğunu hissettin değil mi sen de? Dizlerin ve hatta verdiğin nefesin buğusu titriyor gibi. Haydi öyleyse gel! Güvenip sırtımızı dayadığımız dağlara ve dağımıza yağan karlara veda edip; şükürlerimizle, sabrımızla, tevekkülümüzle ve rahat vicdanımızla bitirelim bu yolu inşallah.

Ama unutmadan, gel bir şiir bırakalım güvendiğimiz dağlara yağan karlardaki adımlarımızın üstüne. Karlar eriyip su olurken, şiirimiz de eriyen karla su olup aksın gitsin, dağlar tepeler aşsın, dilden dile, gönülden gönüle coşup çağlasın inşallah.

Yürüyüp bitirdiğimiz yol, başlayacağımız diğer yollara ışık olsun.

Başka bir yol ve başka bir şiire kadar kal sağlıcakla...

 

Burnu Delik Ayakkabı

Bir elinde iğne iplik,

Bir elinde burnu delik

bir ayakkabı küçücük...

Çocuk küçük,

Ayakkabı küçük,

Delik çok büyük!

 

Çocuk,

yalın ayak...

Seslendi ürkek ürkek:

"Anneciğim! Bak,

ayakkabım delik,

haydi dik."

 

Kadın,

Boğazındaki yumruyu iteleyerek,

Buğulanan gözlerini silerek,

Cevap verdi çenesi titreyerek.

Belli ki zor geldi söylemek.

"Anneciğim" diyebildi kısık kısık,

gözyaşları dudağının üstünden süzülerek.

Yine kendini zorlayarak;

"Olmaz anneciğim! Dikilmez bu delik"

dedi kadın,

yavrusunu bağrına basarak.

 

Kadın,

ağladı, iç çekerek.

Çocuk,

ağladı, iç çekerek.

Elinden düştü iğne iplik;

Öbür elinde burnu delik

ayakkabısını sımsıkı tutarak...

 

Ah! Zavallı kadın,

Bu nasıl bir çaresizlik,

Sanki öldü ölecek.

 

Ah! Ne zordu anne olmak,

Ne zordu sadece anne olmamak,

Ve ne zordu bir çocuğun her şeyi olmak.

 

Elindeki burnu delik

ayakkabıya bakarak,

kırptı kirpiklerini,

tutsak ettiği gözyaşlarını salıvererek.

Ayakkabı küçücük

ve delik

ayakkabıdan büyük...

Kadın,

o delikten,

düştü ağlayarak.

Belki de bilerek,

kendini oradan atarak,

Pişmanlıklarına, keşkelerine,

tutunmaya çalışarak...

 

Bu delik;

En büyük pişmanlık,

En büyük keşkeydi.

 

Bu delik;

Kızgınlık,

Kırgınlık,

Yorgunluk,

Tükenmişlikti.

 

Bu delik;

Körü körüne inanmışlık,

Kandırılmışlıktı.

 

Bu delik;

Çalınmış gelecek,

Ziyan olan geçmişti.

 

Bu delik;

Saça düşen ak,

Fazla fedakârlıktı,

 

Bu delik;

Sabretmek,

Tevekkül etmekti.

 

Bu delik;

Güvensizlik,

Çaresizlikti.

 

Bu delik;

Sevgisizlik,

Biten aşktı.

 

Bu delik;

Yaralı bir yürek,

Vicdansızlıktı.

 

Bu delik;

Zalimlik,

Ölen insanlıktı.

 

Düştüğü karanlık,

derin delikten,

"Haydi! Anneciğim!"

diyen,

sese tutunarak,

güçlü olması gerektiğini bilerek,

gözyaşlarını silerek,

çıktı kadın.

 

Kan çanağı olmuş gözlerinin,

Yanaklarına fay hattı çizen gözyaşlarının

arasından,

Çaresizliğin göçükleri altında kalan

yüzüne, zoraki bir tebessüm kondurarak;

 Çekti bağrına yavrusunu sımsıkı kucaklayarak,

şefkatli bakışlarla okşayarak...

 

Annesinin halinden,

daha da etkilenerek,

Yine ağlamaklı oldu çocuk;

Küçük ağzını büzerek,

Gözlerini ayakkabıdaki deliğe çevirerek...

 

Düştü, küçücük çocuk!

Küçücük ayakkabıdaki büyük,

derin delikten.

Annesi gibi, düşünürken...

 

Bu delik;

Renksiz,

Işıksız, karanlıktı.

 

Bu delik;

Dışarıya camdan bakmak,

Koşup oynamamak,

Yaşanmayan çocukluktu.

 

Bu delik;

Tutulmayan söz,

Kanayan iz,

Sönmeyen közdü.

 

Bu delik;

Hayalsizlik,

Rüyasızlık,

Acı gerçeklikti.

 

Bu delik;

Bugünsüzlük,

Yarınsızlık,

Zamansızlıktı.

 

Çocuk,

"Yavrucuğum, kuzucuğum!" diyen,

 Kulağında çınlayan,

Şefkatli sese tutunarak,

Çıktı düştüğü derin delikten.

 

Kadın,

Çok etkilendi bu dalıp gidişten;

Deliğe düşen,

bir çift masum gözden.

Yazık!

Öylece kalakalmıştı çocuk;

Gözlerini kırpmadan,

Annesinin gözlerini hedef alarak.

 

Ve işte o an,

Durdu zalimce zaman.

Koptu bir vaveylan,

Kadıncağızın dünyasını başına yıkarak.

 

Ağlıyordu çocuk!

Mütemadiyyen çığlık çığlık...

Ah! Ne mümkün şimdi susturmak,

Ona sesini duyurmak...

 

Dizlerinin üstüne yığıldı kadın;

Omuzlarını önüne düşürerek,

Burnu delik

ayakkabının altında ezilerek.

 

Ağladı kadın!

Ağladı çocuk!

Göz göze bakışarak,

Birbirlerinin gözyaşlarında boğularak.

 

Kadın

Diyor ki; "Ağlama yavrucuğuml"

Çocuk

Diyor ki; "Ağlama anneciğim!"

Kalpleri birbirine değercesine sarılarak...

 

Yine durdu zaman. İşte o an

Büyüdü çocuk;

Burnu delik

küçük ayakkabıyı, hatıralarının

baş köşesine oturtarak.

Büyüdü, çok büyüdü çocuk!

Ruhu bedeninden

çok önce ve çok fazla olgunlaşarak...

Ve öldü çocukluk!

Burnu delik

ayakkabının kahrını sineye çekerek...

 

Durdu zaman.

Ve kadın!

İşte o an

Aldı verdi ömründen.

Dolmayan boştan,

Almayan doludan,

Tutmayan hesaplardan,

Burnu delik ayakkabının

mağlup ettiği çabasından,

Öldü kadın,

kahrından...

 

Ah! Yazık!

Ki ne yazık!

Burnu delik,

Kendi küçük,

Derdi büyük

ayakkabı, hem mazi olacak

hem de hep hatırda kalacak.

Selma Dolgun

YORUMLAR

  • 7 Yorum

Son Yazılar