MUSİKÂR'DAN YENİ BİR BESTE
Rana İslam Değirmenci

Rana İslam Değirmenci

Şehir ve İnsan

MUSİKÂR'DAN YENİ BİR BESTE

22 Aralık 2018 - 17:18 - Güncelleme: 22 Aralık 2018 - 17:42

-MUSİKÂR DERGİSİ YAYIN HAYATINA BAŞLADI-

-Editör’den-

Uzun yıllar önce, çok uzun yıllar önce başladı bu aşk, bu sevda… Yazı ve edebiyat aşkından bahsediyoruz; hatta daha ötesi, insanlık yolunda olgunlaşma, insanlığa insanlar yetiştirebilme, insanlığa insanca iz bırakma, yani ‘İNSAN’ sevdasından bahsediyoruz…

Yüreği yazma ve anlatma arzusu ile dolu olanların tutulduğu bir kara sevdadır bu. Böylesi bir sevdaya bedenlerinin tüm zerresi, hayatlarının her anı ile tutulmuşların, ölümlere bile eserleri ile hayat verebilmişlerin hikâyesidir bu sevda… Elinden tuttuğumuz, yüreğimizin titrediği öyle bir sevdadır ki ‘MUSİKÂR’ın, musikârların yaşadığı, yaşattığı canlı ve ateşli bir hikâyedir, hissettiğimiz… 

Hayatla ölüm arasındaki o ‘can’ı, bilen ve bulmaya azimli; hakiki hayatın her an yanışla aynı demde, her an kül / kul oluş ve her defasında küllerden yeniden doğuş olduğu hakikatini görenlerin (ve bazı bazı bulanların) hikâyesidir, anlatılan; daima anlatılacak olan… Yüzyıllar boyu, birbirleriyle yürek kementi ile sıkı sıkıya bağlanmış,  daha nice yüzyıl aynı kementlerle bağlanacak; ‘yokluk’a ve ‘Varlık’a tutkunların, önce gayret ve sonra hayret etmişlerin hikâyeleridir sizlerle buluşturacağımız… Aslında, hikâyeleri bize armağan eden yanan yürekleri dinleteceğiz sizlere: Her biri bir yanı ile bambaşka, yani ‘biricik; ama her biri özünde aynı, yani ‘Bir’ içinde bir olan, nağmeleriyle… Bu nağmelerle, kim bilir belki de, yeni yeni yürekleri yeniden ve hep yeniden tutuşturacağız. Bunu bilir, bulur ve buna erersek bizim için ne büyük saadet!..

Yaratan’a sonsuz hamdü senalar ederiz ki O’nun ‘ol ‘demesi ile şu fani dünyada, hiç bitmeyen ateşleriyle ‘Bir’in içinde eriyerek, ‘Bir’in izni ile can bulmuş derin ve bitimsiz nağmeli hikâyelerin sahipleri, aşka tutkunlar, ölesiye âşıklar vardır. Vardır; yaşı, başı, yaşadığı zamanı, bulunduğu makamı ve dahi mekânı ne olursa olsun… Onları bir eden, ancak, ‘içlerindeki ateş dolu yürek terazileri’ ile besteledikleri, Bir‘e meftunluğu anlatan ‘aşk şarkıları’dır… O âşıklar ki hayata, ölüme; Yaratan’a yaratılana; aşka, sevgiye; ilme, sanata; geceye, gündüze; suya, ateşe; havaya, toprağa; uçmaya, konmaya; yazıya, söze âşıklar… Sohbete muhabbete; paylaşmaya, bölüşmeye; birleşmeye, bir olmaya; ‘Bir’e varmaya, ‘Bir’de kalmaya; yola, yolculuğa, seyyaha; sefere, fethe; hatt’a, müziğe; hakkaniyete, letafete; hülasa ‘Hayy’, ‘Mufassir, ‘Latif’, ‘Âlim’ ve ‘Hakk’ Güzel İsimlerinin ‘sayesi ve âteşi’ ile hem yokluğa hem de varlığa âşıktır, onlar… Şu yokluk denizine ve sonsuz semaya bıraktıkları her damla, her nefes;  işte bu aşk ezgisinin hiç bitmeyecek notaları olur…

Böylesi yanan, yandıran âşıklardan bahsederiz biz. Onlara Zümrüdü Anka, Sîmurg, Kaknüs ya da Musikâr dense, hakikat değişir mi?  Hepsi de bir… Ama bu dem, içlerinden MUSİKÂR’ı seçtik, biz, bir avuç yürekli... O yürek terennümleri ile denize ve semaya ‘Bir’liği, insanlığı anlatanlara ‘Musikâr’ demeyi arzuladı gönüllerimiz… Musikârlar, onlar… ‘Yandı, bitti, kül oldu’ dedikleri an; yeniden doğanlar, yeniden can bulanlar… Ya da ‘tamam her şey bitti’ denildiğinde; bir yüreğe,  bir mekâna, bir zamana, bir makama hatta binlerce yüreğe, tüm cihana ‘hayır yeniden doğacaksınız, hayat bulacaksınız, işte size bir tutam yürek ateşi, yakın yürek meşalelerinizi’ diyerek ‘can çekişenlere’, ‘menzili şaşanlara’, ‘ezilenlere, üzülenlere’, ‘yön arayanlara’ can vermek, yön vermek, ilham vermek, ateşi vermek için ön saflara atılan Musikârlar…

Onlar, her devirde yaşadı, yaşattı. Bazen söz oldu, bazen yazı; bazen koşu oldu, bazen tefekkür; bazen name oldu, bazen nağme… Bazen saz oldu, bazen ses; bazen kılıç oldu, bazen kalem; bazen bayrak oldu, bazen alem; bazen Kartal oldu, bazen Tuğ… Bazen arada yollar, yıllar var sandık, üzüldük, hasret kaldık onlara. Oysa daima  ‘bizdiler, bizdendiler’; bir nesle, bir soya, bir millete, bir çağa, bir ümmete, hatta tüm insanlığa yeniden can veren, menzil veren Bilge oldular… Hepsinin ateşi de birdi, külü de kaderi de birdi, menzili de… Hepsi hayatta iken de Musikâr’dı… Ölümü tattılar; yine de tüm canlılıkları ile bizlere yön veren, bayrak bırakan, ilim bırakan anka oldular… O öncü Musikârların yazısı da birdi sözü de… Her yaştandılar; yüzlerce yıl farklı zamanlarda yaşasalar da, ellerindeki ‘saz, tuğ, kalem’ başka başka olsa da, yazdıkları yazılar, aldıkları her nefes, sarfettikleri her söz, ilham verdikleri her beste ‘Dolunay’da ‘Edebiyat Yaprağı’nda,  ‘Doğu Batı Arasında İslam’da ölümsüz beste oldu…  O rehber musikârlar bizlere dili, dini, insanı, töreyi, hayatı, ölümü, maksadı, ‘Maksud’u anlattılar. Sizlere minnettarız ‘Usta Musikârlar’… Gözünüz hiç arkada kalmasın…  ‘Saz, Söz, Tuğ, Kalem’ elimizde; nağme dilimizde, ateş yüreğimizde…

Ve ‘bir olmayı, birlikte Bir’de kalışın şarkısını söyleme’yi sizden öğrendik biz…

İsimleri, ‘Kartal’, ‘Tuğ’ , ‘Bilge’ olmasa da nice isimsiz musikâr da yaşamıştır, vardır ve daima olacaktır; Kartalların, Tuğların, Bilgelerin izinden giden… Bir avuç yürek ateşiyle daha nice yürek ateşini yakmak için yazıda, sözde, yılda, yolda, şehirde, kitapta, dergide, armağanda azimle, şevkle, ateşle, hayret ve gayretle gezen, birleşen… Musikâr seyyahların yanında, içinde ‘derd’i, ‘ateş’i olan ve büyüklerinin, ustalarının bayrağını taşıyan her yaştan genç ‘çerağ’lar, bugünde de vardır… Zira, her devirde yürek ateşi olanlar, ustalarından o sönmeyen meşaleyi alanlar, anlatmak kadar anlama arzusu da taşırlar. Anlama arzusu… Hayatı, insanı, yüreği, kâinatı anlama arzusu… Anladıkça dolar yürek kayığı… Doldukça hem daha hızlı kürek çekmek hem de deniz ile dolup taşmak isteriz… Taşınca da yine saz, söz, yazı olmak dileriz… İşte MUSİKÂR EDEBİYAT EĞİTİM KÜLTÜR DERGİSİ bu taşma arzusu ile birlikte ustalardan -ustaların izni ile- bayrağı, nağmeyi, sözü, yazıyı devralma, genç musikârlara aktarma ve daima yaşatma sorumluluğu ile –yeniden- küllerinden doğan ateş oldu…  

Yazı sevdasının kayık ve kürek âşıkları; özünde denize, ummana âşıktır. Yani bizler edebiyat, kültür ve eğitim denizinin büyük ustalarını, güçlü eserlerini yeniden hatırlamak ve hatırlatmak için varız… Ama aynı zamanda bu âşıklar, umman içinde biteviye kürek çekerken de kendisi gibi denizin mâşuklarını, âşıklarını iyi tanırlar… Kendileri de ummanda yüzmek, kürek çekmek isterler… Kayıkta ateşi taşımak; nefeste hiç bitmeyen ezgi olmak dilerler… İşte biz, tam da buna talibiz. (Tâlibiz ve her daim talebeyiz…) Bu dergide Ustaları anacağız, Ustalardan ilham alacağız; onlardan yol yordam, töre, sanat, edep, adap, hayat, insan öğreneceğiz. Bu yetmeyecek bize… Ustalardan aldıkları bayrağın, nefesin, idealin farkında olmakla birlikte ‘içinde ateşi duyan’, ‘edep ve âdap’ âşığı her yaştan gence ve her yaştan gencin eserlerine de yer vereceğiz, bütün yüreğimizi canı gönülden ve tamamı ile yeni musikârlara açarak…

Bizim, şu dem yeni/den can bulan MUSİKAR’mızın aşkı, sevdası bu işte!.. Öyle bir aşktan bahsediyoruz ki; her an tazelenen ve her yeni günde küllerinden yeniden doğan, doğacak bir aşk bu…  Aramızda olan, olacak, olmak isteyecek; bizim de ‘buyrun yürekliler’ diyerek ailemize alacağımız; güneşin doğudan doğduğuna, yüreğin hep yeniden ve tazeden attığına inanan, her sabah güneşi yeniden karşılayan, hayata yeniden ve büyük aşkla ‘merhaba’ diyebilenlerle büyüyecek bir aşktır bu dediğimiz... Kartal’ı, Tuğ’u, Bilge’yi iyi anlamış ama kendi yüreğinin de anlatacakları olan, Bir’den başkasına ram olmamış taptaze güneşlerden bahsediyoruz… Ve elbette, dipdiri ve heyecanlı kayıklardan bahsediyoruz…

Bu çağın güneşleridir onlar;  yepyeni ve taptaze Ali Haydar TUĞ olurlar, yepyeni ve capcanlı  Bahaettin KARAKOÇ olurlar; aynı güneşe bakan asrın yepyeni ve dipdiri Bilgesi ALİYA olurlar… Yürekleriyle bize, bitmeyen sevdalara -deniz, edebiyat, özgürlük, inanç, şiir, hak, adalet, kardeşlik ve aşk sevdalarına- nasıl hep yeniden hep tazeden başlandığını; bir insanın ya da topyekun insanlığın tam da “bitti” denildiği bir anda, yeniden nasıl dirildiğini gösterirler. O güneşler ki; gençlerdir… MUSİKÂR’ın yaşı hep gençtir; işi hep gençlerle, tazelenenlerle, diri duranlarla ve küllerinden yeniden doğabilenlerle; yüreği muhabbet ve samimiyetle, aklı daima irfanla büyümüş, vicdanı merhametle, adaletle yoğrulmuş olanlarladır. Muiskâr’ın başı diktir…Başını dik tutan içindeki ateştir. Musikâr, yeni bestesi, canlı nağmesi olan tüm samimi yüreklere; gayretli ama edepli kalemlere açıktır…

Şu kesindir ki dergimizin gürül gürül kaynağı gençlerimizdir. Zira, Asrın “Musikâr”larıdır onlar. Musikârları; yani kaknüsleri, sîmurgları, zümrüdü ankaları…  Evet, her biri birer zümrüdü ankadır. Ellerinden tutulursa, yürekleri dinlenirse, ateşleri yazılırsa… Ve elbette, onlara hayat, hayatı hayat yapan Ustalar iyi anlatılırsa... Öylesi gençler yetiştirmeliyiz ki: Ustalarından, eskinin hoş nağmelerinden, hiç sönmeyen ateşten ilham alan; ‘yeni, yeniden ve yenilenen usta’ olan ama asla ustalarını unutmayan…  

‘Her biri nevi şahıslarına münhasır karakterleri ya da yine şahıslarına, rollerine, fıtratlarına uygun nasipleri ile yaşamış, yaşatmış; bir dergiye, bir kitaba, bir ekole, bir şiire, bir davaya, bir şehire, bir ülkeye, hatta tüm insanlığa sadece ömürleri, çeperleri kadar değil; sonsuzluğa uzanan, sonsuzluğun hiç sönmeyen ateşine kürek çeken yürekleri, akılları ile liderler, öncüler olan Ustalar gibi Yeni Ustalar büyüsün.’ istiyoruz… Tıpkı tüm kuşlara yol veren, rehber olan simurg gibi, Ustalar…

İşte böylesi arzumuzun neticesidir ki, MUSİKÂR DERGİSİ’nin gerçek sahipleri gençlerdir. Dergimiz GENCİNE GİRİŞİMCİLİK İNOVASYON PROJE OFİSİ’nin (ve genç yöneticilerinin) bir yayınıdır. Dergimiz, bu gençlik ekibinin ilk büyük girişimi, ilk yürekli ürünüdür. Bize düşen sadece, onlara açabileceğimiz kadar yol açabilmektir; yanlarında yürüyebilmek, kanat çırpabilmek, beste yapabilmek, şarkı söyleyebilmektir… Şu an, yanlarında kanat çırpmak ve şarkı söylemekle bahtiyarız…

Heyecanımızın tam da bu noktasında; buruk bir sevinç içinde olduğumuzu ifade edelim: Dergimizin küllerinden yeniden doğacağı, doğum sancıları çektiği bir dönemde, Ekim ayında –ve ne hikmetli tecellîdir ki- aynı hafta içinde, iki usta musikârı, Üstad -Şair Bahaettin KARAKOÇ’u ve Şair-Mütefekkir Ali Haydar TUĞ’u kaybettik. Oysa ki onlardan hayat, insanlık, yürek ve edebiyat adına öğreneceğimiz ve onların sayesinde gençlere öğreteceğimiz çok şey vardı… Aynı ay içinde Bilge Alija İzzet BEGOVİÇ’in vefatının 15. yılı idi. Üç yürek abidesini rahmetle anıyoruz… Bize bıraktıkları sonsuz hazine değerindeki ölümsüz besteleri hiç susmayacak; söz veriyoruz… Onların bıraktığı meşaleyi taşıma sorumluluğu çok büyük, farkındayız. Bu yükü taşıyacak haddimiz ya da gücümüz tam ol(a)masa da gayretimiz, azmimiz, itinamız her daim olacaktır; inanıyoruz.

Bize el veren, bize yürekleri ve akıllarının yanında ‘eser’leri ile ilham olanlara küçük birer hediye olarak dergimizin henüz ilk sayısında İKİ USTA’YA İKİ ARMAĞAN takdim etmeyi diledik. Dergimizin ekleri oldular: (EK 1) birincisi -AK SAÇLI KARTAL’a, (EK 2) ikincisi YÜREK KIRAATHANESİ SAHİBİ’ne… Bu armağanlar (hatır sayma hediyeleri), tamamen bir avuç yüreğin vefa,  muhabbet, ilham ve hürmetinin nişanesi olarak ‘edebin ve edibin yürek tekkesindeki terkibi’ sonucunda ‘ateş’in samimiyetini anlatan birer nağme olarak tecellî etti. Bu hususu da böylece arz edelim, istedik…  Onların bizlere bıraktığı hazinenin yanında bizim ‘armağan’ kelimesi gibi cılız bir ifade ile ancak çeperini tayin edebildiğimiz hatıra / hatır çalışmaları, deryaya düşen bir damla mıdır, değil midir? Ne güzel ki -‘Yüreğimizde esen ılık bir meltem bize fısıldar ki’- bu hususun tek cevabı, Rabbin takdiridir, ancak. Çalışmalarımızda bizimle olan bütün musikâr yüreklere müteşekkiriz. (Oktay Hacımusalı’ya özellikle müteşekkiriz…)

Biz, dergimizin yürüyüşüne çıkarken musikâr yürekli;  insanlık, edep, edebiyat, eğitim, kültür, sanat kulvarlarında samimi, gayretli ve USTA yüreklerden güç alacağımıza inandık. Özünde karınca kararınca benzemek istedik o büyük yüreklere… Benzeyebilir miyiz, o ustalara? Zor… Ama onlardan ilham alabiliriz. Onları anlamaya, yaşamaya ve yaşatmaya azmedebiliriz. Hayat küreklerini sil baştan ve büyük azimle çekerken bayrağın nasıl taşınacağını bizzat kendimiz öğrenebilir, tecrübe edebiliriz. Öğrenirken yeni nesillere öğretebiliriz. Genç nesillere bir yandan ‘sîmugları / musikârlar’ı tanıtır, anlatmaya çalışır bir taraftan da asrın yeni liderleri için onlara yol, yön, rehber olabiliriz, inancı ile karşınıza çıktık.

MUSİKÂR DERGİSİ’nin yolu, menzili, maksadı, ateşi budur… Şarkısı da… Allah, hakkımızda hayırlısını versin… Dergimizin ilk sayısında ‘İNSAN’ temasını ve ön saflarda ‘insanın geçmişe hasreti’ ile ‘insanın yenilenme arzusu’ sınırlı konularını seçtik. Temmuz ayında seçilen bu ana konular ile derginin ilk seyrü seferi arasındaki bizlerin iradesini aşan kader birliğini düşününce ‘ateş-kül-ateş-kül”…en nihayetinde ‘ateş’…, ‘alın yazımızın’ hikmetli bir tevafukunu görmek, yüreğimizi tüm zerresi ile titretmektedir. Duamız odur ki, ateşimiz daim diri kalır…

Şükür ki, gayret bizden tevfik Allah’tandır… Her daim En Güzel’e sığındık; sığınırız…

Musikâr’ın, sancılı doğuşu sırasında ve engebeli, üzüntü ile sevincin hemhal olduğu yürüyüşünde bizlerden yardımını esirgemeyen tüm musikâr yüreklere teşekkür ediyoruz:

Öncelikle doğuşumuzda emeği geçenlere;

Dergi henüz ilk adımlarında iken hayatta olan ve yolda yürürken her dara düştüğümüzde ‘derginin çıkışı için’ bizi (yazılı / sözlü) sözleri ile yürekten destekleyen, bize moral ve rota veren merhum Bahaettin KARAKOÇ Üstada ve merhum Ali Haydar TUĞ Üstada  (gayretleri için; oğlu Osman Tuğrul TUĞ kardeşime),

Kültür- Akademik Araştırmalar Danışmanımız Sayın Prof. Dr. Seyit Mehmet ŞEN Hocamıza,

Türk Dünyası Danışmanımız Sayın Oktay HACIMUSALI’ya,

Aktüalite ve Haber Danışmanımız Sayın Raif ÇEVİRME’ye,

Eğitim Danışmanımız Sayın Şükran YARGI’ya,

Sanat Danışmanımız Sayın Ümit PARSIL’a,

Uluslararası İletişim Danışmanımız Sayın Hanife Kurt ÜLKÜ’ye,

Hukuk Danışmanımız Sayın Enver YAYLA’ya

ve dergi tasarımı için gecesini gündüzüne katarak (derginin a’dan z’ye her noktasını ele alarak) çalışan grafiker/tasarımcımız Reyhan DAĞ’a, ona her aşamada destek olan yayın yönetmenimiz Sefa ALPTEKİN’e, editörlük çalışmalarında büyük emeği geçen Meral AYDIN’a çok teşekkür ederiz.

Sonrasında; bizim doğuşumuza ateşli yürekleri ile inanan, daha Musikâr’ı görmeden Musikâr’ın –ilk bestesinin henüz ilk notalarında- sesini, eserin tamamını yüreklerinden duyarak bizlerle yol almak isteyen, eserleriyle bize hayat verip bestemize yeni melodiler katan, yüreği ateşli ve muhabbetli, başı sevdalı, irfanı feyizli, kalemi kuvvetli yazarlarımız;

Prof. Dr. Seyit Mehmet ŞEN’e,  Doç. Dr. Terane TURAN REHİMLİ’ye, Öğr. Görevlisi Ümit PARSIL’a, Oktay HACIMUSALI’ya, Hikmet MELİKZADE’ye, Dr. İsmail BOZKURT’a, Güner DİNÇASLAN’a, Nazmi AVCI’ya, Hamdi ÜLKER’e, Ayten BAŞABAŞ DİRİER’e, Şükran UÇKAN YARGI’ya, Hasan Tahsin SÜRÜ’ye, Halil İbrahim ÖZDEMİRE , Ali AVGIN’a, Mustafa Çelebi ÇETİNKAYA’ya  şükranlarımızı bildiririz… Biz, onlarla ‘MUSİKÂRIZ…’

Kıymetli okuyucular, bestemiz yeni başlıyor… Niyet hayr, akıbet hayr… Ya Bismillâh…

Saygılarımla…

NOT:  Genel Yayın Yönetmenliğini/ Editörlüğünü üstlendiğimiz MUSİKÂR EDEBİYAT KÜLTÜR EĞİTİM DERGİSİ 16 Aralık 2018’de yayın hayatına başlamıştır. Üç ayda bir çıkan derginin ( Ekim-Kasım-Aralık/ GÜZ) 1. Sayısı 104 Sayfadır. Ayrıca Derginin Üstad Bahaettin KARAKOÇ’a “AK SAÇLI KARTAL’A”; Mütefekiir-Şair Ali Haydar TUĞ’a “YÜREK KIRAATHANESİ SAHİBİ’ne” isimlerinde iki de ARMAĞAN EKİ bulunmaktadır.

Edergi olarak yayınlanan Dergi’nin ilerleyen zamanda basılı dergiye dönüşü planlanmaktadır.

([email protected])

Rânâ İSLÂM DEĞİRMENCİ

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Rana İSLAM DEĞİRMENCİ
    8 ay önce
    Çok teşekkür ediyorum Makbule Karadağ. Sizler gibi musikar yürekler bizden desteğini esirgemedikçe MUSİKAR var olacaktır. MUSİKAR AİLESİ adına şükranlarımla. Selamlar.
  • Makbule Karadağ
    8 ay önce
    Muhteşem bir emek iyi ki sizler gibi büyük üstatlar var ve bu güzel bilgileri değerli kaynakları bizlerle paylaşıyorsunuz tüm emeği geçen herkese saygı ve hürmetler. "Başarılarınız uzun yıllar daim olsun"

Son Yazılar