Reklam
Gelecek Bilgi Çağında
Mustafa Okumuş

Mustafa Okumuş

Düşüncenin Ufku

Gelecek Bilgi Çağında

13 Ağustos 2020 - 17:21

Neden ileriye değil de geriye bakar kimi insanlarımız, doğrusu anlamakta güçlük çekerim hep. Bakarsınız kimileri dedelerinden övgüyle söz ederle de mezar taşarlının gölgesinde rehavete dalıp giderler. Biraz da kendilerinden söz etseler ya, edemezler, söyleyecekleri düşünceleri yok da ondan. Kolayı seçmişler. Başkalarının başarısından pay çıkarmak, pay üretmekten elbette daha kolaydır.  Kim bilir, belki de yetersizliklerini, boşluklarını böylece kılıfladıklarını sanırlar.

        Ülke sorunları söz konusu olduğunda bunlar, bu kez de tarihe sığınırlar. İlhanlık döneminin salt başarılarından örnekler verirler, o dönemin özlemiyle iç çekerler. Peki, gerisi deniz yanıt alamazsınız. Okumamışlar, araştırmamışlar bir senteze varamamışlar ki "malumat" yerine bilgi sahibi olsunlar. Kulağı kullanma kolaylığı varken kendilerini niye zora soksunlar? Salt geçmişle öğünmek neyi değiştirir, onu aşma çabasıyla daha ileriye yönelmedikçe…

         Geçmişle oyalanma zaman yitirme yerine, çağın koşullarına uyum sağalama çabasına girmemiz daha doğru, daha gerçekçi olmaz mı? Övünmek başkalarının başarısını kullanmaya dayanıyorsa, başarısızların buna hakkı olmayacağını düşünüyorum. Geçmişle, kendimizle övünmenin ( belli sınırla içinde) bir gereksinim olduğunu düşünebiliriz. Doğamızda var olan bir eğilim bu. Bu bağlamda çoğu kişi yapar bunu. Kim bilir belki de yararlıdır. Bu yöntemle kişi boşalıyor, dinginleşiyor, özgüven yeniliyorsa kime ne dokuncası var bunun. Ama bu eğilim, olmayacak duaya âmin, dedirtmek türünden doğal sınırını zorlamamalı değil mi?

          Bilimde, teknolojide, iletişimde bilgi çağına girdiğimiz bu zaman diliminde, geriye takılıp kalmanın bir esemesi var mı? Dünü bugüne, bugünü yarına taşıyabilir miyiz? Onları aynı koşullarda yeniden yaşama geçirme olanağımız var mı? Bu soruların yanıtları, yönlenmemizi gerçekçi ileri boyutlara taşır sanırım. Ulusal geçmişimiz, hangi kimliği taşırsa taşısın, bizim ortak mirasımızdır. O nedenle atalarımızın bıraktığı bu ortak mirasa hem sahibiz, hem de saygılıyız elbette…

          Geçmişimizi ibret almak için irdelemek, olumlu- olumsuz yanlarını, duygusal değil akılcı bir yaklaşımla değerlendirmek zorundayız. "Tarih bir yinelenmedir denir. İbret (ders) alınsaydı tekerrür eder miydi?" özdeyişinin ışığında olmalı geçmişe yönelişimiz. Geçmişi yalnız övünülecek ben'imizi okşayacak yönleriyle değil, (acı da verse) bütünüyle algılamak gerektiğini düşünüyorum. Yoksa

geleceğimiz için yeterince ders çıkaramayız. Elbette geçmişimizle övünmek, onur duymak hakkımızdır. Ama bu hakkın bize sorumluluk da yüklediğini kabul etmemiz gerekir değil mi? Bunu göz ardı edemeyiz.

          Geçmişimiz olumlu olumsuz olgularıyla bugün bir tarihtir. Atalarımız geçmişlerinden yeterince ders alıp zamanın koşullarına uyum sağladıkları dönemlerde oldukça başarılı olmuşlar, bize varsıl bir kalıt bırakmışlardır. Bu ilkeden uzaklaşıldığında, içlerine kapandıklarında büyük sıkıntılar, acılar çektiklerini biliyoruz. Geçmişi örnek göstererek o dönemi yaşama geçirme çabalarının yararına inanmak güçtür. Bugün değişen zamanın koşullarına ayak uyduramayan, gerekli değişimi başaramayan ulusların yaşama haklarının zora  girdiğini gözlüyoruz.

         Peki, tarih, nostalji, etik ya da ekinsel değerlerimize sahip çıkmayalım mı? Elbette çıkacağız. Bu en doğal hakkımızdır, görevimizdir. Onlar bize atalarımızın bıraktığı değerli armağanlardır. İlgilenmek, anlamak, korumak, geleceğimiz için yararlanmak zorundayız. Bu geçmişe bir gönül borcu olduğunca, gelecek için de bir değerdir, varsıllıktır. Ulus olmanın temeli bununla pekişir. Bu noktada herkesin birleşeceğinden kuşkum yoktur. Bunlar ileriye koşumuza engel değildir. Bize ivme kazandıran itici bir güçtür.

         Demek istediğimiz geçmişe duyulan özlemin doğruluğu, onu bugüne taşıma hevesinin yanlışlığıdır. Çünkü her çağ, kendi kalıbına özgü modelini kendi oluşturmuştur. O nedenle koşumuz hep ileriye olmalıdır. Nesnenin doğasına uygun olan da budur. Bireysel, ülkesel düzeyde bu kulvarın koşucuları arasında yer almak zorundayız; daha çok okuyarak, düşünerek, araştırarak, üreterek…

        Geçmiş kendini kurtarsa bile, geleceği kurtaracağını sanmıyorum. Her gelecek kendini kurtarmak zorundadır. Kendini var edenlere borcunu, ancak böyle ödeyebilir kuşkusuz. Gelecek geçmişte değil, ileridedir. O, bilgi çağını yakalayıp onunla barışık yaşayanların olacaktır elbette…

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar