Akıl ve Mantık Okumayı Gerektirmez mi?
Mustafa Okumuş

Mustafa Okumuş

Düşüncenin Ufku

Akıl ve Mantık Okumayı Gerektirmez mi?

25 Aralık 2020 - 12:44

        İki genç öğretmen her teneffüste tartışıyorlardı. Ancak ortak yanları yoktu. İkisi de sınırlı, kalıplaşmış düşüncelerin dar çemberinde sıkışmış savaşçılardı sanki. Önce insan, sonra da meslektaş olmanın ortak paydalarını kullanmayı beceremiyorlardı. Tartışmalar günlerce sürdü. Öğretmenler, öğretmen odasında tedirgindi. Bu nedenle kimileri dışarı çıkmayı, kimileri de rahatsızlıklarını beden diliyle dışa vuruyorlardı. Ne var ki genç öğretmenlerde bunu anlayacak sezgi yoktu.

        Günler geçti. Onlar bir türlü sonuca varıp işi tatlıya bağlayamadılar. İkisi de iletişime kapalı bağnazdı. Öyleyse neden tartışıyorlardı, diyeceksiniz. İşte, önemli olan da bu ya… Kör dövüşünü başlatmışlardı bir kez. Birbirlerini göremedikleri, anlamak istemedikleri için de bir türlü bitiremiyorlardı. Tartışmacılardan “A” yandaki yaşlı öğretmene döndü, kendine destek ararcasına:

- Hocam, siz ne düşünürsünüz bu konuda? Yaşlı öğretmen güngörmüş,

yöneticilik yapmış, emekliliği yaklaşmış, deneyimli, başarılı bir eğitimciydi. Günlerden beri ahkâm kesen, ancak kendini bilmezliğin kısır döngüsüne sıkışıp kalan çiçeği burnunda stajyer öğretmenlere, acı bir gülümsemeyle baktı:

-              Gençler, öylesine çok şeyler biliyorsunuz ki doğrusu akıl erdiremiyorum.

Havanda ne de çok su varmış, döve döve bitiremediniz bir türlü. Çevreden gülüşmeler geldi, arkadan bir sessizlik…

        İkinci gün onlar kaldıkları yerden başladılar. Belli ki yaşlı öğretmenin ince

eleştirisinden bir şey anlamamışlardı. Bu kez de “B” sordu:

   - Hocam, siz de benim gibi düşünüyorsunuz sanırım. Yaşlı öğretmen bir gün önceki o alaysı tavrını bırakmıştı. Son derece ciddiydi. Önemseyici bir tutumla söze başladı:

  - Genç arkadaşlara, sorabilir miyim? Günlerdir tartıştığınız aşırı uçlarla, karşıtlarıyla ilgili kaç eser okudunuz, söyler misiniz? “B’nin” yanıtı ilginçti:

  - Öğretmenim, okumama gerek yok. Benim usum, esemem vardır. Yaşlı öğretmen, genç meslektaşına yakıştıramadığı bu yanıttan pek hoşnut kalmamıştı.

  - Bak evlat akıl ve eseme çoban da, hamal da, bilginde de var. Senin anlayacağın, konumu, eğitimi ne olursa olsun, tüm insanlarda vardır. Yanız insanoğlunda

bulunan bir ayrıcalıktır bu. Tanrı, aklı kullanmada insanı özgür kılmıştır. Ancak düşünce, bilgi, sevgiyle işlenmemiş bir mantık doğru çalışmaz. Çalıştırırsanız böyle ham armut gibi boğazınıza durur, bir türlü yutamazsınız. Ekledi:

  - Her gün önünden geçtiğiniz belediye halinde sırtında sandık, küfe, çuval taşıyan hamalları görürsünüz. Sırtladıkları yükün içinde ne olup olmadığını sormazlar.  Yüklerini, ödenen ücret karşılığında belirtilen adrese bırakırlar. Çünkü taşıdıkları yük kendilerinin değil emanettir. Sizin o hamallardan farkınız olduğunu sanmıyorum. Yazık! Keşke yükünüz kendinizin olsaydı ya da neyi niçin taşıdığınızı bilseydiniz. Yükünüz beni ilgilendirmese de sizi kutlayabilirdim. Ayrıca okumaya gerek duymamanız mesleğinizle hiç de örtüşmüyor. Sizin adınıza oldukça üzgünüm!

         Öğretmenin sözü bitmişti. Öğretmenler odasında buz gibi bir hava esti. En çok da A-B’yi üşüttü bu hava. Çünkü bir daha tartışmaya ısınamadılar…

-------------------------------------------------------------

 . Ön yargılarında, kendi doğrularına saplantılı kişilerle tartışmanın yararı olmaz.

 . Tanrı aklı kullanmada insanı özgür kılmış; ancak düşünce, bilgi, sevgiyi öne alamayan bir eseme doğru çalışmaz.

 . Ezber ağırlıklı önyargı taşıyanlar, onu savunamazlar.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar