Makām-ı İbrâhim
Mustafa Kalli

Mustafa Kalli

Kamus Yazıları

Makām-ı İbrâhim

31 Ekim 2019 - 12:27

     Bu tabir Kur’an’da iki yerde geçmektedir. Bunların birinde, Allah’a kulluk amacıyla yapılan ilk mâbedin Kâbe olduğu bildirildikten sonra orada apaçık işaretler ve İbrâhim’in makamı bulunduğu belirtilir (Âl-i İmrân 3/97). Diğerinde ise makām-ı İbrâhim’in namazgâh edinilmesi istenir (el-Bakara 2/125). Rivayete göre Hz. Ömer makām-ı İbrâhim’in özellikle namaz kılınacak bir yer olmasını dilemiş, bunun üzerine ikinci âyet nâzil olmuştur (Buhârî)      Resûl-i Ekrem, Vedâ haccında Kâbe’yi tavaf ettikten sonra makamın arkasında iki rek‘at namaz kılmıştır. Hz. İbrâhim’in ayak izleri bulunan taş Âl-i İmrân’daki âyette sözü edilen açık alâmetlerdendir. Bazıları “açık alâmetler”den maksadın bundan ibaret olduğu görüşündedir

     Umumiyetle kabul edildiğine göre makām-ı İbrâhim, Kâbe’nin inşası sırasında Hz. İbrâhim’in iskele olarak kullandığı ve üzerinde davet görevini ifa ettiği taştır. Çok hafif sarı ve kırmızı karışımı beyaza yakın bir rengi olan taşın kalınlığı 20 cm. olup kenar uzunluklarından biri 38, diğerleri 36’şar santimetredir. İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Hz. Muhammed’i göstererek onun ayak izlerinin benzediğini söylemiştir

      Bu makam için ilk mahfaza Abbâsî Halifesi Mehdî-Billâh zamanında yapılmıştır Halife Mütevekkil-Alellah,Altın ve ggümüşle eskisinin üzerine yeni bir mahfaza yaptırmışsa da Mekke Valisi Ca‘fer b. Fazl ile Muhammed b. Hâtim mahfazayı sökerek para bastırmışlardır.. Memlük ve Osmanlı sultanları zaman zaman bu maksûreyi imar etmiş veya yeniletmişlerdir. Kitâbelerde Yavuz Sultan Selim ve III. Murad’ın adları da geçmekteydi. Maksûre ile Kâbe duvarı arasında 15,40 metrelik bir mesafe bulunuyordu. Suûdî idaresi zamanında Faysal döneminde sözü edilen yapı kaldırılıp yerine halen mevcut altıgen şeklinde camekânlı yapı konulmuş, üzeri ise tamamen açılmıştır.

      İki rek‘atlık tavaf namazının makām-ı İbrâhim’in arkasında kılınması ve Mescid-i Harâm’da cemaatle namaz kılınırken imamın bu makamda durması müstehap kabul edilmiştir. Mekke’de görülen davalarda davacılara yaptırılacak yemin Kâbe ile bu makam arasında icra edilirdi. vahye dayanan üç büyük dinin hürmet ettiği Hz. İbrâhim’den bir hâtıra olması ve Kur’an’da adının geçmesinden dolayıdır.

  Bu gün madeni sarı bir muhafaza içerisinde bulunan taş, Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi yeniden inşa ederken üzerine basıp iskele olarak kullanıldığına inanılmaktadır. Bir başka rivayete göre ise, Hz. İbrahim’in insanları hacca davet etmek için üzerine çıktığı taştır.

ARAFAT

Mekke’nin doğusunda, haccın en önemli rüknü olan vakfenin yapıldığı yer.

    Kelime olarak “bilme, anlama, tanıma”” gibi mânalara gelen bir kökten türemiş olan arefe ve arafattır Bu yere Arafat adının veriliş sebebi kesin olarak bilinmemekte ise de bu konuda bazı görüşler ileri sürülmektedir. Hz. Âdem ile Hz. Havvâ’nın yeryüzüne indikten sonra burada buluşup tanışmaları veya Cebrâil’in Hz. İbrâhim’e haccın nasıl ve nerelerde yapılacağını öğretirken Arafat’a geldiklerinde ona, “Arefte?” (anladın mı, tanıdın mı?) diye sorması, onun da “Areftü” (anladım, tanıdım) demesinden dolayı buraya Arafat veya Arefe dendiği kaynaklarda zikredilmiştir. Ayrıca dünyanın her tarafından gelen insanların bu yerde birbirleriyle görüşüp tanışmaları veya günahlarını itiraf ederek Allah’tan af dilemeleri, af dileyenlerin affedilmelerinden sonra günah kirlerinden temizlenip Allah katında güzel bir kokuya sahip olmaları sebebiyle bu adın verildiği de ileri sürülen görüşler arasındadır.

       Arafat Mekke’nin 21 km. doğusunda, Tâif dağ yolu üzerinde ova görünüşünde düz bir alandır. Doğu, kuzey ve güneyindeki dağlar bu ovayı bir yay gibi kuşatmış, bunlardan Arafat’a bitişik olanlar Arafat’tan sayılmıştır. En uç noktaları arasında doğudan batıya 6,5 km., kuzeyden güneye de 11-12 km. uzunlukta olan bu sahanın tamamı 13,68 km2’dir ve kuzey kesiminde halk arasında Arafat dağı olarak bilinen, granit taşlarından oluşmuş Cebel-i rahme bulunmaktadır. Aslında Arafat dağı bu değil, Arafat sahasını kuşatan dağdır 

   Hz. Peygamber’in, “Arafat’ın tamamı vakfe yeridir” (Müslim) buyurması sebebiyle, Arafat sahasının her yerinde yapılabilmektedir.

       Arafat vadisinin tamamında vakfe yapmak mümkün olduğu halde hacılar, Hz. Peygamber vakfesini Cebel-i Rirahme tepesi üzerinde yaptığı için aynı yer ve çevresinde bulunmayı arzu ederler. Bundan dolayı bu bölge hacıların izdihamına en çok mâruz kalan bir yer olagelmiş, hacılara hizmet vermek üzere kurulan sosyal tesisler daha çok bu çevrede yoğunluk kazanmıştır. İbrâhim Rifat Paşa bu civarda sekiz havuz bulunduğunu, sağlam yapılı olan bu havuzların hac zamanında Aynizübeyde’den boru hattı ile getirilen su ile doldurulduğunu, her yıl hac mevsiminden önce bu havuzların onarım ve temizlik işlerinin yapıldığını, aynı zamanda Arafat Çarşısı diye bilinen ve et dahil her çeşit gıda maddesinin satıldığı yerin de bu bölgede bulunduğunu kaydeder 

    Bu gün ciddi bir ağaçlandırma projesinin uygulanmasıyla bugünün Arafat’ı Mekkeliler’in mesire yeri olma özelliğini yeniden kazanmıştır. Bunun yanı sıra aydınlatma, haberleşme ve sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde teknik gelişmelerden istifade edilmiş, isteyen bütün ülkelere uydu aracılığıyla vakfenin naklen yayınlanması için gerekli televizyon istasyonları kurulmuş, büyük otoparklar inşa edilmiş ve hacıların Müzdelife’ye dönüşünü kolaylaştırmak için Arafat’ı Müzdelife’ye bağlayan dokuz ayrı otoyol yapılmıştır.

     Hz. Peygamber’in “Hac Arafat’tır” (İbn Mâce; Ebû Dâvûd, Tirmizî), buyurması, İslâm’ın beş şartından biri olan hac ibadetinin yerine getirilmesinde Arafat’ın ne kadar önemli bir yeri olduğunu göstermeye kâfidir. Bu hadise dayanılarak bütün mezheplerde Arafat’ta vakfe haccın rükünlerinden sayılmış, Hanefîler’de ise “aslî rükün” sayılıp diğer rükünlerden farklı olan önemine işaret edilmiştir. Yine bütün mezhepler, vakfe zamanı içerisinde bir an bile olsa Arafat’ta bulunmayan kimsenin haccının geçersiz olduğu konusunda görüş birliği içindedirler.

     Cebel-i Rahme, Arafat’ın doğu tarafında, Hz. Muhammed’in(s.a.v) eteğinde Arafat vakfesini yaptığı tepeciktir. Bazı rivayetlere göre ise Hz. Adem(a.s) ile Havva validemizin Cennetten çıkarıldıktan sonra dünyada ilk buluştukları yer olarak bilinir.

     Cebel-i Rahme’nın tam tepesinde dikdörtgen bir sütun bulunmaktadır. Bu tepeciğin eteğinde Osmanlılardan kalmış eserler bulunmaktadır. Buradaki sebillerden kalan son çeşme  ise 2005 yılında kaldırılmıştır. Halen bu tepeciğin eteğinde Osmanlılardan kalma yıkık bir su deposunun kalıntıları bulunmaktadır. Bu çeşmeler atalarımızın hacıların su ihtiyacını karşılamak için yaptırdığı çeşmeler olması hesabıyla oralara ne kadar önem verildiğinin göstergesidir.

     Hac esnasında Arafat’ta vakfe için tüm dünyadan gelen hacıların oluşturduğu (adeta temsilen gelen heyetler gibi) dünyada eşi benzeri olmayan bir zirvedir.  Bir kongredir. Dünya Müslümanların katıldığı büyük bir ibadet toplantısıdır.

    Arafat vakfesinde, dilleri, renkleri, ırkları kültürleri ve coğrafyaları farklı olmasına rağmen duaları, dilekleri, aynı olan milyonlarca Müslümanın y Allah’a yakarışları vardır.

      Arafat’ta sadece Müslüman ülkelerden gelen hacılar değil, diğer ülkelerde de yaşayan Müslümanlarında katıldığı bir mekandır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar