Reklam
Kuran-ı Kerime ve Âlimlere Hürmet
Mustafa Kalli

Mustafa Kalli

Kamus Yazıları

Kuran-ı Kerime ve Âlimlere Hürmet

14 Ocak 2019 - 16:32

Ertuğrul Gâzi bir gece ulemâdan bir kimseye misâfir oldu. Sohbet esnâsında Ertuğrul Gâzi, yüksekçe bir yerde duran kitabı göstererek ne olduğunu sordu. Ev sâhibi; "Bu kitap Allahü azîmüşşân hazretlerinin Resûl-i ekremine indirdikleri Kur'ân-ı kerîmdir." cevâbını aldı. Sonra ev sâhibi uyumak için gittiğinde, Ertuğrul Gâzi mushafın bulunduğu odada sabaha kadar Mushaf-ı şerîfin huzûrunda hürmet ve tâzim ile ayakta durdu. Fakat sabaha karşı bir ara dayanamayıp uykuya daldı. Bu sırada rüyada kendisine; "Sen benim kelâmıma hürmet ve tâzimde bulundun, ben de senin evlâdına kıyâmet gününe kadar dâim olacak bir ulu devlet ihsân eyledim." diye hitâb olunduğunu işitti.

  YILDIRIM BAYEZİD'İN ÂLİMLERE HÜRMETİ

   Yıldırım Bayezid Han’ın oğlu Musa Çelebi, çocukluğunda  çok zeki ve haşarı idi. Gönderildiği mektepte, arkadaşları ve bilhassa hocası, ondan çok çekiyorlardı. Bir gün hocası dayanamadı ve onu dövdü. Küçük Musa, akşam ağlayarak eve geldi ve babası Sultan Yıldırım Bayezid’e: “Sizin gibi bir sultanın oğlunun darb edilmesi layık mıdır?” Dedi. Bunun üzerine Sultan Bayezid: “Demek bir Sultanın oğlunu dövdü, öyleyse yarın ben de mektebe geleyim de hocaya bunun hesabını sorayım,” cevabını verdi. Oğlunu gönderdikten sonra mektebe gitti ve hocası ile görüşerek, talimatları verdi.

   Ertesi gün Yıldırım Bayezid Han, oğlu ile beraber mektebe gitti. Daha sınıfın kapısından içeri girerken, hocası onu gördü ve: Sultanım, şimdi derse başlayacağım, lütfen dışarı çıkın, dedi.Padişah:Sen benim oğlumu dövmüşsün, buna nasıl cür’et ettin? Dedi. Hoca, daha önceden aldığı talimat gereği: Burada benim yaptığım hiçbir icraata kimse müdahale edemez. Sultan dahi olsa, dedi ve eline bir sopa alarak padişahı kovalamaya başladı. Sultan kaçarak sopa yemekten kurtuldu. Bu manzarayı gören Musa Çelebi, korkudan ne yapacağını bilemedi. Akşam eve gelen küçük Musa, sessizce bir köşeye sindi. Babası sultan Bayezid: Aman oğlum, senin hocan yavuz bir kişi imiş. Sakın bir daha karşı gelme. Neredeyse beni bile dövecekti, dedi. Musa Çelebi de bundan sonra iyi bir talebe oldu.

FÂTİH’İN İLME VE ULEMÂYA VERDİĞİ KIYMET

     Fâtih Sultan Mehmed Hân Tebriz hükümdarı Uzun Hasan’dan meşhur astronomi ve matematik âlimi, Ali Kuşçu’yu istiyor. Uluğ Bey’in gözde talebesi, Ali Kuşçu’nun 200 kişilik bir kafile ile Osmanlı hudutlarından giriş yaptığını Sultan Fâtih’e bildirdikleri gün, şu mealde bir ferman çıkarılılır: “Her vilâyet menzilinde kendilerine bin altın yol harçlığı verile...”

   Güzîde misâfir Üsküdar’a ulaştığı gün, kalabalık bir ulema topluluğu onu karşılar. O devrin büyük şâirlerinden vezir Ahmed Paşa da bunların arasında idi. Uzunca müddet sohbet ettiler ve birbirlerine ısındılar. Hazret-i Fâtih, sarayında her ikisini birlikte kabul etti ve Ali Kuşçu’ya sordu: Ahmed Paşa’yı nasıl buldunuz? Acem ve Arap memleketlerinde emsâli yoktur. Sultan Fâtih aldığı cevabın eksiğini şöyle tamamladı: Moğol illerinde de dengi bulunmaz. Hele siz de bizim sarayımızda iken... Sonra şöyle devam etti: Bilir misiniz, size sunulan harçlık şahsınıza değil ilminize (kalem ve kelâmınıza) idi. Helâlliğinden emin olunuz!..Fâtih Sultan Mehmed Hân, onu Ayasofya Medresesi’ne müderris olarak tâyin etti. Bunun yanında kendi hususî kütüphanesinin müdürlük vazifesini de verdi. Ali Kuşçu’nun İstanbul medreselerindeki astronomi ve matematik ilimlerindeki çalışmaları neticesinde, büyük gelişmeler oldu. Derslerine İstanbul’un meşhur âlimleri de iştirak ederdi. Hatta Sultan Fâtih, vakit ve fırsat buldukça bizzat kendisi ve birçok âlimler, hep onun derslerinde yetiştiler.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar