Hayâ, İslam Ahlakının Özüdür
Mustafa Kalli

Mustafa Kalli

Kamus Yazıları

Hayâ, İslam Ahlakının Özüdür

21 Nisan 2019 - 19:13 - Güncelleme: 21 Nisan 2019 - 19:15
Reklam

      İslâm dini, insanın özünde var olan duyguları, Allah Teâlâ’nın belirlediği ilkeler doğrultusunda iyiye yönlendirmeyi hedefler. İnsanın fena ve çirkin olan söz ve fiillerden sakınması, kötülükleri terk edip iyiliklere sarılması için evrensel ilkeler getirir. İnsanı hem Yüce Yaratan’ın rızasına yönlendiren hem de toplumsal hayatta ilişkilerini düzenleyen bu ilkelerin başında vicdan, rahmet ve utanma duygusunu içinde barındıran hayâ gelir.

   Hayâ; kişinin mahremiyet sınırlarını bilmesini sağlayan ve onu hayra yönelten fıtri bir duygudur. Allah’ın sevdiği bu üstün meziyet, imanın süsü olup insanın mayasında var olan temel bir vasıftır. Müminleri günahlardan koruyan en etkili kalkandır.

   Hayâ duygusu, inanan gönülleri sevgi, saygı ve güvenle doldurur; aşırılıkların önüne geçerek huzurlu bir toplum oluşturur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Öteden beri insanların peygamberlerden öğrene geldiği bir söz vardır: Utanmıyorsan dilediğini yap!”

   Kur’an-ı Kerim’de ;“Onlar ki, namuslarını muhafaza ederler” buyuran Yüce Rabbimiz, iffetli bir hayatı, insanı ebedi kurtuluşa ulaştıracak en değerli vasıflar arasında sayar. “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar” emrinin hemen ardından “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar” buyurur.

    Cenâb-ı Hak katında erkek kadın bütün müminler haramdan uzak durmak ve iffetli olmakla sorumludur. Toplumların cahiliye karanlığında ahlâki ve manevi değerleri kaybettiği bir ortamda Peygamber Efendimiz, insanları ısrarla iffetli bir hayata teşvik etmiştir. Nübüvvetten sonra da imanın hayâ ile kopmaz bir bağı olduğuna işaret ederek “İslâm ahlâkının özü hayâdır” buyurmuştur. Allah Resûlü (s.a.s)’in ifadesiyle “Hayâ, ancak hayır getirir.” 

   Yüce Dinimiz İslam, bir yandan iffet ve hayâyı öğütlerken diğer yandan bu erdemleri çiğneyen zinayı haram kılar. Çünkü İslam’a göre evlilik dışı ve nikâhsız birliktelik demek olan zina, dinin büyük günah saydığı, aklın yanlış bulduğu ve ahlâkın çirkin gördüğü bir fiildir. İnsanın fıtratına aykırı davranması, onur ve haysiyetini zedelemesidir. Zina,insanlar arasına güvensizlik, kin ve nefret tohumları ekerek toplumun manevi ve ahlâki değerlerini kökünden sarsar.

   Allah’ın koymuş olduğu bütün emir ve yasakların birçok hikmeti vardır. İffetli olma emrinin ve zina yasağının en önemli hikmeti ise ailenin korunmasıdır. Zira evlilik dışı birliktelikler bir yandan aile kurumunun çöküşüne sebep olurken diğer yandan da temiz nesillerin varlığını tehdit etmektedir.

    Hayâ ve iffetten mahrum kalmak bir insan için felakettir. Kişiyi Rabbinin rızasından uzaklaştıran, azaba yaklaştıran ve ebedi hüsrana sürükleyen acı bir durumdur. Bu sebeple İslam, sadece zinayı değil ona götüren davranışları da yasaklamıştır. Yüce Rabbimiz bizleri şöyle uyarmaktadır: “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.”[7]

    Dinimizin belirlediği sınırlara uyarak günahlardan titizlikle kaçınmak gerekir. Ahlâki yozlaşmaya sebep olacak en küçük bir yanlışa ve kötülüğe  fırsat vermemeli, takva elbisesine bürünüp hayâ ve iffeti kuşanmalıdır.Bu can, bu mal ve bu beden bu din ve namusumuzun bizlere emanet olarak verildiğini ve bu nimetlerden hesaba çekileceğimizi aklımızdan çıkarmamalıyız. Dünyanın aldatıcı zevklerine, geçici heveslerine kanmamalı, Vahyin ışığından giden bir mü’min olunmalıdır. Unutulmamalıdır ki,imanın gereğini yerine getiren bir müminin şahsiyet sahibi olacağını, hevâ ve hevesinin peşinden koşanların ise rezil ve rüsva olacağı bilinmelidir.

HAYA ÖRNEĞİ HAZRETİ OSMAN

   Allah'ın Resulü bacakları açık bir vaziyette benim odamda oturmakta iken, Hazreti Ebû Bekir içeriye girmek için izin istedi. Peygamber aleyhisselâm halini değiştirmeden girmesine izin verdi. Kendisi ile konuştu. Sonra Hazreti Ömer izin istedi. Ona da, aynı hal üzerine, girmesi için izin verdi ve konuştu. Sonra Hazreti Osman girmek için izin istedi. Bu defa Peygamber aleyhisselâm kalkıp oturdu. Elbisesini düzeltti. Bundan sonra Hazreti Osman'ın girmesi için izin verildi ve kendisi ile konuştu.

Sonra Hazreti Âişe, Allah'ın Resulüne dedi ki:

— Ya Resûlallah, Ebû Bekir geldi, fâzla bir davranışta bulunmadın. Hazreti Ömer girdi, Ona da aynı şekilde davrandın. Fakat Hazreti Osman girince, kalkıp oturdun ve elbiseni düzeltip vaziyetini düzelttin, dedi.

Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdular:

— Ey Âişe, Meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden haya etmiyeyim mi?

Bir rivayette ise: Osman utangaç bir kimsedir. Bulunduğum hal üzerine kabul etseydim, utancından istediklerini arz edemeyecek diye endişe ettim, buyurdular.

(Müslim)

NAMUSUNU KORUMAK İÇİN BAKIN NE YAPTI

    Musluk tamirciliği yapan yakışıklı bir gencin başından şöyle bir olay geçmişti:

Bir gün gencin dükkânına gelen bir bayan,

evinde tamir edilecek musluklar olduğunu söylemişti.

Bunun üzerine beraber eve gitmişlerdi.

Eve geldiklerinde kadın kapıyı arkadan kapatmış

ve delikanlıyı kendine davet etmişti.

Delikanlı bu çirkin teklifi kabul etmeyince:

- Bak bağırırım, bana saldırdı, derim,

Şeklinde tehdit etmişti delikanlıyı.

Delikanlı bunun üzerine:

- Peki kabul ediyorum; fakat benim tuvalete gitmem lazım,

diyerek ayrılmıştı kadının yanından.

Tuvalete giderek yüzünü, ellerini, elbiselerini pisliğe bulaştırmıştı.

Çıktığında onu bu vaziyette gören kadın tiksinmiş ve:

-Git, seni görmek istemiyorum, diyerek kovmuştu.

Cehennemin dehşetli ateşleri yerine dünyada

pisliğin bulaşmasına zerre kadar aldırmayan genç,

az bir pisliğe bulanarak,

Daha büyük bir pislikten kurtulmuştu.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar