Avrupa Futbolu Atıyla Üsküdar'ı Geçti Bile
Metehan Nazlı

Metehan Nazlı

Sporun Nabzı

Avrupa Futbolu Atıyla Üsküdar'ı Geçti Bile

18 Kasım 2019 - 15:45

Ligimizde oynanan kısır ve futbol zevkinden uzak oyuna bir de Avrupa’da yakalanan başarısız sonuçlar eklenince Türk futbolu bir hiç olma yolunda emin adımlarla yol almaya devam ediyor. Ligimizin gün geçtikçe geriye doğru gitmesi hem futbolun pazarını eksiltiyor hem de kulüp düzeyinde yakalanacak potansiyel başarıların yakalanmamasına neden oluyor.

Aslında yaşadığımız bu kötü durumun tek suçluları kulüp yöneticileri, teknik direktörler değil elbette… Bu durumun meydana gelmesinde seyircilerin de büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Naçizane Avrupa futbolu ile Türk futbolu arasındaki farkları yazmak istedim. Kendi çapımda oluşturduğum önemli farkları madde şeklinde sizlere ulaştırmak istiyorum. Keyifli okumalar…

*Avrupa futbolunda en dikkat çekici olay futbolu fizik, kondisyon, yetenek ve çeviklik gibi kişisel sportif artıların yanında futbolun şu anda en önemli yanı olan futbol zekasını ve futbol mantalitesini kullanır. Ancak Türk futbolunda yönetiminden futbolcusuna; seyircisinden holiganlarına kadar işin bu yönüne hiç önem vermezler. Buna örnek verecek olursam, örneğin Avrupa’da seyirciler izlediği karşılaşmada kanat organizasyonlarını, savunma tandemini veya karşılaşmadaki çift defansif orta sahayı tartışırken, Türk futbol seyircisi ise yaptığı analizlerde ‘bu gol kaçmamalı’ ya da ‘bu yapılan faul. Ben olsam penaltı veririm’den öteye geçemez. Bu verdiğim örnek ise şu örneği ortaya çıkarır ki, aramızdaki en büyük fark da tam olarak budur: Avrupa’da top koşturan bir futbolcu kaleci ile baş başa kaldığı zaman kaleciyi çalımlar ve gole kolaylıkla ulaşır. Ancak Türk futbolcusu affetmez, tüm gücü ile topa abanır ancak top dışarı çıkar. Böylece biri gole ulaşırken, diğeri ise gole ulaşamaz ve takımını olası bir galibiyetten eder.

*Avrupa futbolunda olağanüstü bir şekilde gelişmiş olan scouting ekibi oluşturulmuştur. Oluşturulan bu sistem ile transfer çalışmaları tüm sezona yayılır, sezon boyunca kimsenin gitmeyeceği yerlerde maçlar izlenir, transfere ayrılacak olan  bütçeler hazırlanır ve transfer görüşmeleri yapılır. Oysa ki, Türkiye’de sezon boyunca hiçbir maçta scouting çalışması yapılmaz, yapılsa bile sezon sonunda yapılır. Oynanan koca bir sezon içerisinde yalnızca Süper Lig’de oynanan bazı maçlar izlenir, diğer düşük ligler incelenmeye bile gerek duyulmaz. Sonrasında ise elin gavuru dediğimiz adam yüzüne dahi bakılmadığı bir ligin 2’nci liginden süper star keşfeder, ancak bizler yaşı geçmiş müzmin sakat adama çuvallar dolusu paraları savururuz.

*Avrupa’da ülkemiz takımlarına bütçe olarak denk olan kulüpler eksi yıldızlara çuvallar dolusu para akıtmazlar ve futbolcuya hak ettiğinden fazla maaşı vermezler. Aksine futbol dünyasına yeni yıldızlar hediye ederek onlardan milyonlarca para kazanırlar.

*Hem ülkemizde hem de Avrupa’da hakem hataları meydana gelir ki bu doğal bir durumdur. Avrupa’da hakemler tüm kararları dahil yaptığı hatalar karşısında eleştirilmezler. Yaşanılan tartışmalı pozisyonlar TV kanallarında yüzeysel olarak konuşulur ve kapanır, nihai karar ise hakem komitelerine bırakılarak neticeye ulaşır. Ancak Türkiye’de temalarını hakem hataları üzerine kurmuş TV kanalları vardır. Verdiği tüm kararlar dahil, futbolculara karşı surat ifadeleri dahi tartışmaya açılır. Kısacası her şey eleştirilir. Bu da kamuoyuna başarısız insanlar gibi algıya açılır.

*Avrupa’da minik çocuklara verilen futbol eğitimi ise ibretlik tarzdadır. İlköğretim çağına gelen minikler için ülkenin her yerinde ücretsiz futbol kursları vardır. Kulüpler, bünyesine kattığı çocuklara alan savunması, ofsayt taktiği, hücum varyasyonları gibi eğitimleri verir. Oysa ki, ülkemizde böyle olağanüstü bir organizasyonun yakın gelecekte yapılması mümkün gözükmüyor. 6-7 yaşlarında futbol kulüplerinde ter döken çocukların futbol algısı ‘Allah’ını seven topa vursun’ gibi mantalitesinden öteye gidemez.

*Avrupa’da takımlar yıllarca bir sisteme göre kuruludur. Esas olan takımdır ve oyuncular tamamen değişse bile takım aynı oyunu ortaya koyarlar. Türkiye’de ise sistem futbolculara endekslidir ve planın merkezindeki oyuncu sakatlanır veya takımdan ayrılırsa takımı tabiri caizse ayvayı yer.

*Avrupa’da futbolseverler maçları tiyatro seyreder gibi seyrederler. Bunu yaparken de takımlarına destek vermeyi unutmaz, marşlar söylenir. Oysa ki biz maça giderken ölmeye, savaşa gider gibi gideriz. Avrupalı seyirciler için futbol, takımlarından önce gelir. Esas olan izlemekten büyük zevk aldığı oyunun ta kendisidir. Bizim için ise takım ailesinden önce gelir. Sıkıysa laf at bakalım!

*Avrupa’da futbolu göz zevkine çeviren futbolcular ayakta alkışlanır, göklere çıkartılır. Futbolcunun verdiği resitaller üzerine futbol programları düzenlenir. Ülkemizde ise ‘Bana yapsın hele onu ne yaparım!’ diyebilecek insanlar ülkenin saygın kanallarında tek başına yorumculuk yapar ve milyonlarca para kazanır.

*Onların yıldız futbolcuları topu taşırlar, adamı eksiltirler, birebir mücadelede bizim topçulardan daha etkili olmalarına rağmen pek tercih etmezler. Hızlı ve baş döndürücü bir pas trafiği ile topu mümkün olabildiğince rakip kaleye taşıma üzerine futbol anlayışları vardır. Bizim yıldızlar ise çok çok iyi çalım atarlar. Rakibe bir çalım atarlar, yetmez ikincisini atarlar, o da yetmez bir daha, bir daha… Sonra düşünür, geçtiği futbolcuya bir daha çalım atarlar. Bir de bakar ki, başladıkları noktadan daha geriye gitmiş… Olacak iş mi şimdi bu?

*Birinde çalışkanlık ile yıldız olmak doğru orantılıdır. Diğerinde ise yıldızlık ve çalışkanlık ters orantılıdır… Türk futbolu sinir, stres ve sonrası boşalmayla psikolojiye hizmet ederken Avrupa futbolu görsel şölen ve neşeyle hizmet eder… Dolayısıyla Türk futbol izleyicisi sonuç odaklı bir bilinç güderken, Avrupa futbol izleyicisi zevk odaklı bir bilinç güder…

*Bu bağlamda Türk futbolu seyir zevki düşük ve garantici bir hal alırken, Avrupa futbolu seyir zevki yüksek ve mental rahatlama odaklı bir hal almaktadır.

*Her iki tarafta da oynanan futboldur. İşin en ilginç tarafı Avrupa’da görsel şölende herkes işini iyi yapmaktadır. Çünkü Avrupa futbol kulüplerinin rekabet alanı 5 büyük Avrupa ligi genelinde Avrupa kupalarıyken,  Türk futbol kulüplerinin rekabeti sadece kendi büyük kulüpleri arasındadır. Bu da Türk futbolunun ilerleyebileceği nokta büyük takımların ilerleyebildiği kadar oluyor maalesef.

Sonucun sonucu Avrupa Futbolu atıyla Üsküdar’ı geçti bile… 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar