Reklam
Ramazan Avcı Kaleme Aldı: BEYAZ KARTAL’IN ARDINDAN

Ramazan Avcı Kaleme Aldı: BEYAZ KARTAL'IN ARDINDAN

06 Mart 2020 - 13:20

“Kartalca yaşayıp ölmek isterim

Ölünce bir kaya olmak isterim”

Allah,  dileğini  kabul  etti  ve  Bahaettin Karakoç  ap  ak  saçları,  keskin  bakışları, kişiliğindeki asaleti, vakur duruşu, mücadeleci karakteri, hedeflerindeki yüksekliğiyle şiirimizin beyaz kartalı unvanını ziyadesiyle hak ederek kartal gibi yaşadı, kartal gibi ebediyete göçtü. Şimdi onun kabri Türk edebiyatında bir “kutlu kaya”dır.

Bahaettin  Karakoç,  kendi  şiir  tekkesinin şeyhiydi.  Fakat  öyle  müridleri  tarafından uçurulan  şeyhlerden  değildi.  Dergâhının  adı Dolunay'dı. Dolunay, doğuşundan itibaren şiir yolcularına  ışık  oldu,  yol  gösterdi,  etrafı aydınlattı yıllarca. Dergi oldu Anadolu kültür, sanat  ve  edebiyatının  sözcülüğünü  üstlendi. Şölen oldu, ülkenin dört bir yanındaki şairlere ak çadır  açtı.  Yayınevi  oldu,  şiir  damarı  olan gençleri edebiyat dünyasına taşıdı. O üstad bir şair  olmanın  sorumluğuyla  “Şiiri  ayağa kaldırmaya” soyundu ve bu yolda yapmış olduğu icraatlarının yanı sıra yayımladığı 22 eseri ve bu eserlerdeki dillerden düşmeyen şiirleriyle gerçek şairin tanımı oldu.

Alaaddin  Korkmaz,  bir yazısında  “Milletleri  ve medeniyetleri  yükselten  üç zirve  vardır:  Kahraman, âlim  ve  sanatkâr”  diyor. Yalnız,  millet  olarak, sanatın  şiir  alanında  bir şairin hem kahraman, hem âlim, hem sanatkâr olmasını isteriz. Bir şairin iyi bir şair olması için bu meziyetlerin h e p s i n i   ş a h s ı n d a toplamasını  bekleriz. İslamiyet  öncesi  Türk edebiyatında  ozanlar, şairliğin  yanı  sıra  kanaat önderliği,  hekimlik, büyücülük,  danışmanlık görevlerini de üstlenen bilge kişilerdi.  Kimbilir,  belki  de  bu  beklenti  o dönemden  miras  kalmıştır.  Fakat  şunu  kabul etmeliyiz  ki  kahraman  kahramandır,  âlim âlimdir,  siyasetçi  siyasetçidir,  mütefekkir mütefekkirdir  ve  şair  de  şairdir.  Kişilerin fikirlerine, inançlarına, mevkilerine göre sanatçı kimliğinin  sorgulanması  sanata  ihanet  olur, sanatı çiğnemek olur.

Bahaettin Karakoç, yalnızca şairdi. Kendini sanatına adamış bir şair. Yirmi dört saat şiiri düşünen, peşine düştüğü en güzel şiir kelebeğini yakalamaya  çalışan  fakat  hiçbir  güzellikle yetinmeyen, daha güzelin peşinde olan bir şairdi. Bütün büyük sanatkâr gibi ömrü en güzel şiiri aramakla geçti.

Bahaettin Karakoç, ülkenin basın gündemine sanatıyla,  sanat  alanındaki  icraatlarıyla, eserleriyle  gelen  bir  şairdi.  Hep  aynı  sakızı çiğnemeyen, geçmişte yazdıkları ve yaptıklarıyla övünerek  bayraklaşmaya  çalışmayan,  daima üreten, vefat ettiği 88 yaşına kadar da şiir yazan bir sanatçıydı. O, taşra edebiyatının sesi olan Dolunay Dergisi'ni çıkartarak, ülkenin –bazen de Türk  dünyasının-  seçkin  şairlerini  memleketi olan  Kahramanmaraş'ta  Dolunay  Şiir Şölenleriyle  bir  araya  getirerek,  ulusal  veya uluslar arası alanda eserleriyle ödül kazanarak gündeme geldi. Ömrünü Türk şiirine adayan bu değerli şahsiyet, maalesef hem ömrü boyunca terk etmediği şehrinde hem de ülke genelinde hak

ettiği  değeri  göremedi. Müritleri  tarafından uçurulan,  haklarında  şaşalı etkinlikler  yapılarak  her fırsatta  basın  gündemine taşınan kimi şairlere karşın Bahaettin Karakoç sanatının zirvesinde kartal yalnızlığını yaşadı.

Şahitlik  ederiz  ki Bahaettin Karakoç imanı ve itikadı tam bir şairdi. Fakat h i ç b i r   z a m a n   d i n i kalkanlaştırmadı.  Dinci  ya da dinci olmayan şair gibi insanları  kutuplaştırmaya, k a m p l a ş t ı r m a y a , diğerleştirmeye  şiddetle karşı çıktı. İnancını samimi bir  şekilde  dile  getirdiği  şiirlerinde  iç dünyasındaki mistik duygularını yansıttı. Hiçbir zaman din öğretisi yapmadı, bu alanda irşada soyunmadı. Zaten didaktik söylem onun sanat anlayışıyla  da  bağdaşmazdı.  Sanatçı  karakteri dolayısıyla  hiç  bir  siyasî  oluşuma  methiyeler düzmedi.  Hep  bildiği  doğruları,  gördüğü yanlışları  söyledi.  Fakat  günübirlik  sosyal  ve siyasî  konuları  ve  düşünceleri  hiçbir  zaman sanatına  bulaştırmadı.  Şiirlerini  siyasetin  ve ideolojinin emrine vermedi. Sloganik ifadelerden hep  uzak  durdu.  Bu  konuların  şiirle  değil, makalelerle,  köşe  yazılarıyla  ifade  edilmesi gerektiğini  savundu.  Öfkesini  sözleri  ve yazılarıyla, muhabbetini şiirleriyle ifade etti. O, Mevlana'nın  “Ya  göründüğün  gibi  ol  ya  da olduğun  gibi  görün”  sözünü  kendisine  düstur edinmiş;  hayatını  iyilik,  doğruluk  ve  güzellik üzerine inşa etmiş bir şahsiyetti.

Bahaettin Karakoç'un vefatı, en çok âşıkları üzdü,  onları  öksüz  bıraktı.  Çünkü  o  tam manasıyla aşk şairiydi. Garip akımıyla başlayan geleneğe  ait  tüm  değerleri  yıkma  ve  aşkın küçümsenerek  bir  sokak  hovardalığına indirgenmesine  karşın  o,  şiirlerinde  aşkı asilleştirerek  gerçek  değerine  ulaştırmış,  ona tesettür kazandırmış bir büyük şairdir.

 

“Aşktır hayatımın özgül ağırlığı”,

“Aşk yoksa dünyamızda dünya da yalan

Ben anamdan âşık doğdum, yüreğim talan”,

“Aşkın darasını düşsem özümden

Kuru ömrüm bir avuç kül görünür”

diyen  Bahaettin  Karakoç'un  eserlerinin isimleri  bile  sanatını  aşka  adamış  bir  şairin kimliğini ortaya koymaktadır: Sevgi Turnaları, Leyl ü Nehar Aşk, Aşk Mektupları, Ben Senin Yusufun  Olmuşum,  Sürgün  Vezirin  Aşk Neşideleri. … Nihayet Bahaettin Karakoç'un son şiir kitabı da  “Gündemde Yine Aşk Var” ismini taşımaktadır.

Bahaettin Karakoç'un şiirlerindeki maşuk kim midir?  O  maşuk  ki  “Hiç  resim  çektirmemiş, aynası  sular  olmuş”tur.  “İnce  parmakları karınca,  gözleri  kuş”tur.  “Bağcıkları  sık bağlanmış  örgülü  saçı”  vardır.  Bazen  kadife çiçeği, bazen orkidedir. Şairin yazgısında kutsal bir nakıştır. Gönül bahçesinde bir gül ağacı, evcil güvercindir. Gözleri ekvatorda iki ormandır, bir göktaşıdır. Saçları rüzgârlı tepelerde bir akıncı sancağıdır. Gülüşü güneş, sükûtu buluta girmiş bir aydır. Ayakları dört dörtlük bir notadır. Elleri, bahar kokusuna uçan bir çift kumrudur. Hülasa evrensel bir güldesteye çizilen minyatürdür. Şair ondan  her  zaman  ayrıdır.  Şiirleri  kavuşma hayalini anlatır. Şairi mutlu eden bu hayaldir. Kavuşmak istemez çünkü vuslatı düşlerin ölümü olarak görür.

Onun  şiirlerinde  ikinci  bir  sevgili  daha görülür. Bu beklenen değil, bekleyen sevgilidir.

Ey sevgili,

Kendi dilimden başka dil bilmem

Yoluna düşmüşüm başka yol bilmem

Has kullardan Yunus gibi

Yana yana

Sana geliyorum sana

Bir aşk mektubu okur gibi

Mısralarıyla  ömrü  boyunca  gönlünden  ve aklından çıkaramadığı Mutlak Güzel'e duyduğu kavuşma  özlemini  dile  getirdi.  Ona  “Aşk Mektupları” yazdı.

“Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim

Terhis olsam gidecek bir yerim yok

Yüreğimden başka silah taşımam

Bütün adresleri iptal ettim

Benim senden özge gerçek yârim yok

Bir hakkuşu öter geceleri

Aşk, mektup yazmaya zorlar beni

Sense yeri-göğü sele veriyorsun.”

Bahaettin  Karakoç,  mensubu  olduğu milletinin  değerleriyle  gurur  duyardı.  Millî duygularını sloganik ve didaktik ifadelerle değil şiir sanatının gerektirdiği anlatımla dile getirdi.

Türk'üm, mavi çeliğime su veren dinimdir

Ay'ım ve yıldızım bir özge uyumla parıldar”

diyerek milletine ve dinine,

“Alınyazım, yavuklumsun Türkiye'm

Özüm erir kalbim sende atanda”

diyerek vatanına,

“Devletim, bayrağım, ülkemdir Türkçem

Türkçem gök katında yazılıp gelir”

Mısralarıyla Türkçeye olan sevgisini ifade etti.

Bahaettin  Karakoç,  ütüsü  bozulmamış  bir tabiatı resmetmeye çalıştı şiirleriyle. Bu resmin baş aktörü ve bezeği dağlar oldu hep. Dağlar, yani  kartalların  yuvası,  yani  insan  elinin  az değdiği  kirletilmemiş  mekân;  buluta,  aya, yıldıza, tecelliye yakın zirveler. Erciyes, Ağrı, Demirkazık, Nemrut, Palandöken, Altaylar ve bilhassa  Salavan  Dağı  Kartal'ın  konakladığı, soluklandığı, hasbihal ettiği yoldaşları oldu.

“Benim de başım dumanlı, benim de yüreğim var

Yüce dağlar, sultan dağlar, beni de sizden sayın”

diyerek dağların göğsüne yaslandı. Duygu ve düşüncelerini  daima  tabiata  ait  enstümanlarla dile getiren Karakoç, Türk edebiyatının tabiatla özdeşleşmiş şairlerinin başında yer aldı.

Kartallar,  şehri  sevmezler.  Bahaettin Karakoç da şehirde “serçeleşen bir kartal” olmak istememiştir. Onun için de hep dağlara, uzaklara, ötelere gitmenin, zamanın ve mekânın dışına çıkmanın düşünü kurmuştur. Onun bu arzusunu kitaplarının isminden de hissedebiliriz: Menzil, Uzaklara  Türkü,  Güneşe  Uçmak  İstiyorum, Güneşten Öte.

Bahaettin Karakoç'u birkaç sayfada anlatmak mümkün mü? Özetlemek gerekirse o; mesleği şair, atölyesi şiir, malzemesi imbikten süzülen Türkçe olan bir sanatçıdır.

 

Şiiri;  edebinin  denektaşı,  sanatının besmeleyle  dokunan  kumaşı  olarak  gören, şiirsizliği  karaya  vurmuş  bir  balık,  kanatları koparılmış bir kuş gibi hisseden söz ustası,

Dokunduğu  kelimeleri  kanatlandıran,  ses bayrağımızın Ulubatlısı, Dede Korkut Ata'nın çağdaş varisi,

Erdemi  pusat  kuşanır  gibi  kuşanan,  hayat çizgisinde kırık ve eğrilik bulunmayan, inandığı gibi yaşayan ve yazan örnek şahsiyet,

Geleneğe yaslanıp çağın şiirini inşa ederek, tarihin kanadı ve ışığın çağdaşı olmuş bir üstat,

Yerleri  gökleri  yeşertmek  için  sevgi tohumları eken bir söz çiftçisi,

Kavlini, vuslatını ıhlamurların çiçek açtığı zamana ayarlayan derviş,

Özgül ağırlığı aşk olan gönlü kıyı tanımayan okyanus,

İz süren değil, iz bırakan bir kılavuz,

Eserleri, üslubu, şiir anlayışı, kişiliği ve şiiri ayağa kaldırma ülküsüyle yaptığı icraatlarıyla Türk şiirine damgasını vurmuş şiir şeyhidir.

Kırk yıldan fazla zamandır onun izini süren, ona çıraklık, yoldaşlık yapan, ekmeğini paylaşıp suyunu içen, sırlarına ortak olan, sevgisini ve güvenini  kazanan,  “Ramazan  benim  sağ kolumdur.”  iltifatına  mazhar  olan  biri  olarak vefa borcumu o hayattayken göstermek adına hazırladığım  “Türk  Şiirinin  Beyaz  Kartalı Bahaettin Karakoç” kitabını kendisine takdim ederken  şefkatle  yüzüme  bakışı  ve  şahsıma “Bahaettin Karakoç araştırmacısı” unvanı verişi bana ondan kalan en büyük miras ve edebiyat hayatımın en güzel anısı oldu.

Beyaz Kartal'ın aramızdan ayrılışıyla ilgili duygularımı yine onun mısralarıyla ifade etmek istiyorum:

“Ey gök, dostun gidiyor senin hiç sözün yok mu

Ey zaman tutanak tut dağlara imzaya aç

Ey mekân kurbanına bakacak yüzün yok mu

Kime mühlet tanımış kartalı yutan burgaç?”

Bize  Dolunay  aydınlığında  bıraktığı  izin

takipçisi olacağız.

 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Yeni Rakamlar Açıklandı: 108 Ölü 7 Bin 402 Vaka
Yeni Rakamlar Açıklandı: 108 Ölü 7 Bin 402 Vaka
İYİ Parti İl Ve İlçe Başkanlıkları 1 Mayıs'a Kadar Kapatıldı
İYİ Parti İl Ve İlçe Başkanlıkları 1 Mayıs'a Kadar...