Reklam
Oğuz Paköz Kaleme Aldı: AŞIK HÜSEYİN VE ACEM KIZI

Oğuz Paköz Kaleme Aldı: AŞIK HÜSEYİN VE ACEM KIZI

29 Şubat 2020 - 16:30

Bedri Rahmi “Ne zaman bir köy türküsü duysam/ Şairliğimden utanırım” diyor. Biz de nerede bir türkü duysak peşi sıra koşuyoruz.  Bu peşi sıra koştuğumuz türkülerden biri de Acem Kızıdır.  Acem  Kızı  türküsünü  belki  Neşet Ertaş'tan duyuncaya dek bilenimiz pek yoktu. Ben  bu  türküyü  ilkin  Neşet  Ertaş  yakmış sanırdım. Epey sonra bu türkünün Aşık Hüseyin'e (Tenecioğlu'ya)  ait  olduğunu  öğrendim.  Halil Atılgan'dan ve birçok değişik kişiden öğrendiğim bu bilgileri Kadirlili dostlarımızın gönderdiği bir kitapta  ayrıntılı  bir  biçimde  bulunca  bunların hepsini  harmanlamak  ve  sizinle  paylaşmak gereğini duydum.

Ara sıra da olsa Düziçi'den, Kadirli'den, Kozan'dan  değerli  dostlarımız  oraların kültürlerini  dergimizde  yansıtırlar.  Kozan'dan milli güreşçi Hüseyin Atlı ile Kadirli'den yine milli  güreşçi  Aktuğ  Sofuoğlu  gerek  güreş konusunda gerek bölge kültüründe çaba gösteren iki dostumdur. Bana onlardan sürekli bilgi ve belge gelir. Son olarak Sofuoğlu Aralık 2018'de Hakka  yürümüş  olan  İrfan  Can'ın  kapağına “Benimkisi Geçmiş Yağmura Kepenek Almak” diye not düştüğü Kadirli Bohçası adlı kitabını göndermişti. Kitap yöremiz kültürünün önemli kişilerini, yazarlarını ve ozanlarını, başta Halet Çambel, Yaşar Kemal, Karacoğlan, Abdulhahap Kocaman gibi değerlerimizi konu almaktaydı.

Kitabın içinde Acem Kızı ve Aşık Hüseyin hakkında üç yazı var. Bu yazıların ikisine Aşık Feymani, birine ise Mustafa Paşaoğlu kaynaklık yapmış.  İrfan  Can'ın  Mustafa  Paşaoğlu'dan derlediğine göre Ceyhan'da bir sazda bir komşu ülkeden  geldiği  söylenen  Türkçe  konuşan, normal  giyinimli  başı  açık  bir  kız  sahnede oynamaktadır.  Bir  gün  kız  sahnede  oynarken Tenecioğlu sandalyesini çekip sazını kucağına alarak sahnenin önüne gelir.  Doğaçlama olarak ona  Acem  Kızı  türkünü  çığırır.  Aşık  kıza vurulmuştur. Türkü bitince kız onu uzun uzun ve coşkulu bir biçimde alkışlar, ona sarılır, yüklü de bir bahşiş verir.

Aşık Feymani'nin anlattığına göre de Aşık Hüseyin bu olaydan sonra saza sık sık gitmeye başlar. Acem Kızına sevdalanmıştır. İşin doğrusu Acem  Kızı  da  ona  ilgi  duymaktadır.  Belki Tenecioğlu'dan  karşılık  beklemektedir.  Ama Aşık  derme  çatma  bir  huğda  yaşayan  evinin geçimini bile zor sağlayan biridir. Yanar kavrulur da bir şey yapamaz. Bu sırada Adana'nın pamuk ağalarından birinin oğlu kızı evlenmek amacıyla Adana'ya götürür. Bunun üzerine Aşık Hüseyin şu Türküyü söyler.

“Bilemedim kıymetini kadrini

Hata benim günah benim suç benim

Eliminen içtim derdin zehrini

Hata benim günah benim suç benim

………………………………

Bilirim suçluyum kendi özümden

Gel desem gelirdin benim izimden

Her ne çektin ise benim yüzümden

Hata benim günah benim suç benim

………………………………….”

Acem  Kızı  Adana'ya  gitmiş  ancak çevrenin  dedikodusu  yüzünden  ağanın  oğlu onunla  evlenmekten  caymıştır.  Bu  sırada  bir Maraşlı,  Acem  Kızını  görür  ve  onu  beğenir. Maraşlı  ona  geçmişini  tamamen  unutması koşuluyla onunla evleneceğini ve kendisine sadık kalacağını söyler. Acem Kızı da umarsızca bu Maraşlı ile evlenir.

Bundan sonra Acem Kızını gören ve duyan olmamıştır.

Aşık  Hüseyin'in  Acem  kızını  ilk gördüğünde doğaçlama olarak söylediği Acem Kızı türküsü şöyledir.

 

“Çırpınıp da şanoya da çıkınca

Eğlen şanoyada kal Acem Kızı

Uğrun uğrun kaş altından bakınca

Can telef ediyor gül Acem Kızı

 

Gözlerin olmuştur zemzem dolabı

Kaşın eder Beyrut ile Halep'i

Kıvırmış saçların sırma kelebi

Gün vurdukça parlar tel Acem Kızı

……………………………………

Aşık Hüseyinim söyler söz olur Çok sallanma güzel sana göz olur Mısır'ı Bağdat'ı versem az olur Ara menendini bul Acem Kızı”

(Şano  aşıkın  da  yakıştırması  ile  sahne demektir. Türkünün şimdiki söyleyiş biçimi olan şanovaya  yerine  şanoya  da  denilmesi gerekmektedir.)

Aşık  Hüseyin  evlidir,  yoksuldur.  Bu nedenle Acem kızına verebileceği bir şey yoktur. Yoksulluk nedeniyle Çukurova'da ekmek parası peşinde koşmuş, buna karşın da geçimini zar zor karşılamış biridir. Uzun yıllar buralarda kalmış. İki çocuğu burada sıtmadan ölmüştür.

Daha sonra çocukları için:

 

“Kuzular benzer almaya

Sözüm geçmedi mevlaya

Çukurova çok sıcak

Yavrular gidek yaylaya

Kuzular gidek yaylaya”

Diyerek  uzun  bir  aradan  sonra  Afşin Erçene'ye  dönmüştür.  Bundan  sonrasını  bilen pek  yoktur.  Aşık  Hüseyin'in  Çukurova'da bulunduğu sıralarda Muharrem Ertaş ile bir çok kez  birlikte  olduğu  bilinmektedir.  Yine  Aşık Feymani'nin anlattığına göre Neşet Ertaş babası Muharrem  Ertaş  ile  sonraları  Erçene'ye gelmişler,  Aşık  Hüseyin'in  defterini  almışlar, Aşık  Hüseyin'in  türkülerine  ufak  tefek değişikliklerle  yeniden  can  vermişlerdir.  Aşık Hüseyin'in  türkülerinin  bir  kısmı  böylelikle Neşet Ertaş'a aktarılmış olmalıdır.

Tenecioğlu'nun yaşamını okuyunca onun ne denli acılar içinde bu türküleri bize aktarmış olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Son olarak Tenecioğlu'nu, onunla birlikte türkülerimize can vermiş bütün ozanlarımızı sevgi ve saygı ile anarak sözümüzü noktalamak istiyoruz.

 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
İngiltere Başbakanı Boris Johnson Hastaneye Kaldırıldı
İngiltere Başbakanı Boris Johnson Hastaneye Kaldırıldı
Kahramanmaraş'ta Vaka Sayısı 39'a Yükseldi
Kahramanmaraş'ta Vaka Sayısı 39'a Yükseldi