Reklam
Mehmet Uysal Kaleme Aldı: ANA ÇİZGİLERİYLE MANTIK

Mehmet Uysal Kaleme Aldı: ANA ÇİZGİLERİYLE MANTIK

29 Şubat 2020 - 14:41

Mantığın  temel  formu  “kıyas”tır.  Gerek bireysel akıllarda gerekse toplumsal akılda tek bir  mantık  yoktur.  İnsanın  mantık  sistemi başlıca;  göreceleme  ve  özdeşlememantığı olmak  üzere,  iki  ana  segmentten  oluşur. Göreceleme mantığı da hiçliksel ve varlıksal görecelememantığı  olmak  üzere  iki  alt segmente  ayrılır.  Üç  mantık  segmenti birbirlerine ayrılıklar (çelişkiler) ile bağlıdırlar. Aklın mantık sistemi, segmentlerin çelişkiyle birbirlerine  bağlandıkları,  bir  “çelişkili bütünlük” olarak yapılanmış olup, sistemi aklın duygulanma sistemi harekete geçirir ve sistem segmentler arasındaki çelişkiler ile hareketini sürdürür.

Mantık  sistemine  biraz  daha  yakından bakalım.

“ Göreceleme  mantığı ” olarak adlandırdığımız mantık segmenti, yaygın olarak “diyalektik mantık” olarak bilinir. Bu mantık segmenti, şeyler arasında görecelilik ilişkileri kurarak  hareket  eder. Akıl  kapsamına  aldığı şeyleri,  ayrılıklarına  göre  birbirlerine görecelemek  suretiyle  birbirlerinden               ayırır.

Göreceli  ayrılıkları,  aynı  zamanda  şeylerin birbirlerine göreceli bağlılığıdır da. Başka bir deyişle,  akıl  göreceleme  mantığı  ile  şeyleri, birbirleriyle  ayrılıkları  üzerinden  birbirlerine bağlar. Aralarındaki bu çelişkili ilişkide, şeyler birbirleri karşısında, dönüşümlü olarak varlık- hiçlik  konumunda  olurlar.  Söylediklerimizi basit bir örnekle açıklayalım. Evrendeki bütün şeylerin akıl ile birlikte elma, armut ve şeftaliden ibaret olduğunu varsayalım. Akıl gözlerini açar açmaz  birşeyler  görüyor  olması  dolayımıyla, herşeyden  önce  “düşünüyorum”  diyerek kendini fark eder. Buna müteakip elma, armut ve şeftaliden  başka  bir  şey(ler)  olup  olmadığı merakıyla ufkun ötesine bakar. Ufkun ötesinde “hiçlikten” başka “bir şey” olmadığından emin olur  ve  gördüğü  şeyleri  kapsamına  alarak, dördüne birden “varlık” der. Bu kez dikkatini elma, armut ve şeftaliye yöneltir ve aralarında bazı bakımlardan ayrılık olduğunu görür. Akla, elma,  armut  ve  şeftali  arasındaki  ayrılıkları görmesini  sağlayan  şey;  içindeki  göreceleme mantığıdır. Ancak, aynı anda üçünü birden ayırt edemez;  aralarından  birini  seçip  diğerlerini dışlayarak ayırt eder.  Seçilen şey “var edilen”, dışlanan şey de “hiç edilen”dir. Biz bu işleme “hiç ederek var etme” diyoruz. Psikolojide buna “şekil-zemin ilişkisi” denir. Hiç ederek var etme durumunu,  a ş a ğı daki  ş ekle  bakarak deneyimleyebilirsiniz.  Bu  şekle  baktığınızda, hem vazoyu hem de iki insan profilini aynı anda göremez, birisini şekil, diğerini zemin olarak görebilirsiniz.  Orada  iki  ayrı  şekil  olduğunu bilmenize rağmen, şekiller sürekli yer değiştirir. Başlangıçtaki  kişisel  seçiminize  göre,  (önce) vazoyu  (veya  profilleri)  var,  profilleri  (veya vazoyu) hiç edersiniz. Elma, armut ve şeftaliyi de aynışekilde ilişkilendiririz.

Örneğin  elmayı  var  ederken,  armut  ve şeftaliyi  hiç;  armutu  var  ederken,  elma  ve şeftaliyi  hiç;  şeftaliyi  var  ederken,  elma  ve armutu hiç ederiz. Böylece her birisini varlık ve hiçlik (ya da şekil ve zemin) konumuna koymuş oluruz; her birisi hem şekil hem zemin olmuş olur. İşte aklımızın göreceleme mantığı böyle işler.

Aklın  mantık  sistemini,  diğer  duygularla mantık  sistemi  arasında  köprü  olan  “merak duygusu”  harekete  geçirir.  Göreceleme mantığının ilk hareketi, aklın varlık ve hiçliği kıyaslayarak, varlığı yani kendisini keşfettiği “hiçliksel  göreceleme  mantığı”dır.  Buna “hiçliksel”  dememizin  nedeni,  varlık-hiçlik kıyaslamasında  hiçliğe  odaklanıp,  hiçliğin peşinde koşarken, “sonsuz düşünme olanağına sahip şey” olarak aklın kendini keşfetmesidir. “Akılcılar”  tarafından  kullanılan  bu  mantık, çeşitli  düşünürlerce  çeşitli  biçimlerde kullanılmış olmakla birlikte, esası; mevcut bilgi sistemini  oluşturan  kavramları,  göreceli bağlamları üzerinden geriye doğru çöze çöze, şeyler  arasındaki  hiçlik  ilişkileri  üzerinden “mutlak hiçlik”e ve onun göreceli bağlamı olan “mutlak  varlık”a  ulaşılmasıdır. Akıl,  elma, armut ve şeftaliden ibaret evren örneğimizde bu, aklın  “düşünüyorum”  dediği  aşamadır. Göreceleme mantığının bu alt segmenti, felsefe tarihinde “idealist diyalektik” olarak karşımıza çıkar. Aklın kendini keşfetmesi aynı anda hiçliğe göreceli olarak varlığı da keşfetmesidir. Akıl hiçliğe göreceli olarak varlığı keşfettiği anda, bu kez  varlığa  odaklanıp,  içine  alarak  varlık tiplerini birbirlerine göreceleyerek, aralarındaki ayrılıkları kıyaslayıp birbirine bağlayarak bilgi sistemine  yerleştirir.     Başka  bir  deyişle,  bir şey(ler)i  başka  şey(ler)e  göreceli  olarak  bir şey(ler) yapar. Göreceleme mantığının bu diğer alt segmentini, hiçliğe kıyasla varlığa odaklı olduğu  için,  “varlıksal  göreceleme  mantığı” olarak  adlandırdık.  Hiçliği  dışlayıp,  varlığa odaklanmakla, hiçliksel ve varlıksal göreceleme mantıkları arasında çelişki doğar. Göreceleme mantığının  bu  segmenti  de  “materyalist diyalektik”  olarak  karşımıza  çıkar.  Varlıksal göreceleme  mantığı,  elma,  armut  ve  şeftali örneğinde  gösterdiğimiz  gibi;  varlığın  içinde hareket ederken varlık-hiçlikkıyası yaparak ve hep var ederek ilerler. Şeyler kümesi içinden, seçmediği olguları hiç ederken seçtiği olguyu var eder. Böylece bütün olgular, birbirleriyle ayrılıkları üzerinden kıyaslanırken hem varlık hem hiçlik olurlar.  Yukarıdaki şekilde, vazo ile profiller  arasında  oluşan  şekil-zemin  ilişkisi, göreceleme mantığının etkinliğinin sonucudur. Göreceleme süreci sonsuza dek sürebilir ve bu süreç içinde bir ayrılıklar/bağlantılar silsilesi ve örgüsü ortaya çıkar. Bu durumda her bir varlık tipinin  anlamı  diğer  bütün  tiplerle  ayrılıklar üzerinden bağlantılı olduğu için, her bir tipin kesin anlamı oluşamaz. İşte Derrida'nın “kesin anlam  asla  oluşamaz”  dediği  durum  budur. Ancak  akıl,  “mutlak  doğru  bilgi”ye  kesin anlama  ulaşmak  ister.  Çünkü  yaşam mücadelesinde  insanın  tutacağı  doğru  yolu, ancak  ve  ancak  aklının  elde  edeceği  mutlak doğru,  kesin  bu  nedenle  güvenilir  bilgi aydınlatabilir.  İşte  o  zaman  göreceleme mantığına  paralel  olarak,  aklın  diğer  mantık segmenti; “özdeşleme mantığı” devreye girer.

Özdeşleme mantığı, “formel mantık” ya da “klasik  mantık”  olarak  bilinir.  Özdeşleme mantığı,  kesin  ve  mutlak  doğru  bilgiler sağlamayan  göreceleme  mantığından “kuşkulanarak” onu reddetmek suretiyle işe başlar. Böylece iki mantık segmenti arasında “çelişki”  doğar. Ancak  özdeşleme  mantığı, göreceleme mantığının hareketi sırasında elde edilmiş bilgileri kullanır. Özdeşleme mantığı da kıyas temel formunu kullanarak, bir ayrılıklar sistemi  halinde  örülmüş  tipleri,  ayrılıklar bağlantıları  içinde  beliren  kendilerine  özgü ayrılıkları  üzerinden  kendisini  gösteren  tip- kavramları altına alır.   Akıl, elma, armut ve şeftaliden  ibaret  evren  örneğimizde,  aklın, göreceli bağlam içindeki elma, armut ve şeftaliyi ayrı  ayrı  var  etmesi,  özdeşleme  mantığının hareketiyle  gerçekleşir. Yukarıdaki  şekilde, vazonun ve profillerin ayrı ayrı görülebilmesi, özdeşleme mantığının etkinliğinin sonucudur. Özdeşleme mantığı, kıyas formunu kullanmayı sürdürerek,  tipleri  birbirleri  ile  kıyaslayarak, tümevarım yöntemi ile tür-kavramları, türleri kıyaslayarak cins-kavramları yapar. Bu sürecin en  üst  basamağı  tip-tür-cins  kavramları örgüsünden oluşan ve tüm var-olanları içine alan “varlık” kavramıdır. Özdeşleme mantığı varlık kavramını  yapmakla  tümvarımın  en  üst basamağına ulaşmış olur. Ancak, bu basamağa ulaştığında, bilgi siteminin doğruluğundan emin olmak için, sistemi tümdengelim yöntemi ile denetler. Tümdengelim işlemininn uygulanması sırasında, tümevarım ile bilgi sistemi kurulurken olgusal ve/veya mantıksal bir yanlışlık yapılıp yapılmadığı  araştırılır,  yanlışlık  varsa giderilerek,  sistemin  doğruluğu  sağlanır. Özdeşleme  mantığı  böylece  işlemini tamamldığında, geriye iki kavram kalır: varlık ve ona kıyasla hiçlik. Varlık kavramının örgüsü içindeki her şey, kendisi olarak tanımlandığı, bir şeyin kendisi ile aynı olması, kuşku götürmez doğru olduğu için, bu kavramlar örgüsü “mutlak doğru”  bilgidir.  Tarih  boyunca,  özdeşleme mantığının  taşıyıcılarının,  elde  ettikleri bilgilerin  “mutlak  doğru”  olduğunu  öne sürmeleri bundandır.

İnsan aklı, özdeşleme mantığının kurduğu ve mutlak doğru olduğunu öne sürdüğü özdeşleme mantığı  aşamasında  kalamamıştır.  Çünkü varlığın  göreceli  bağlamı  olan  hiçlik, “kuşkulanma  mantığı”nın  yolunu  açmıştır. Kuşkulanma mantığı, ayrı bir mantık segmenti olmayıp,  mantık  segmentleri arasındaki çelişkiliilişkive  etkileşimlerdir.  Hiçliksel göreceleme  mantığı,  varlığın  hiçliğe  göreceli olarak var olduğunu, hiçlik de bilinmedikçe, kesin  bilginin  oluşmuş  sayılamayacağını  öne sürerek “mutlak doğru”dan kuşkulanır. Varlıksal göreceleme mantığı da hareketini sürdürerek, hiçliksel  görecelemeyi  reddedip  ufukların ötesine  geçerek,  yani  bilinmişlerden  yeni bilineceklere doğru ilerleyip, elma, armut ve şeftaliyi  daha  yakından  inceleyip,  bunlara ilaveten, üzüme, kayısıya, portakala vs. uzanıp, yeni ve daha ayrıntılı ayrılıklar tespit ederek, ayrılıklar  bağlantısı  örgüsünü  zenginleştirip, derinleştirir. Böylece elde ettiği yeni bilgileri özdeşleme mantığının önüne koyarak,   mutlak doğru olduğu öne sürülen eski bilgi sisteminin mutlak  doğru  olmadığını  öne  sürer.  Bu reddedilemez  durum  karşısında,  bu  kez özdeşleme mantığı yeniden harekete geçerek, varlıksal göreceleme mantığının elde ettiği yeni bilgiler üzerine, bilgi sistemini yeniden kurar. Yeniden  kuşkulanmalar,  yeniden hareketlenmeler  ve  sonuçta  bilgi  dünyasının derinleşerek genişleyip gitmesi ve aklım hep mutlak  doğruyu  arayan  hareketinin sürekliliği…

Aklın hareketi boyunca mantık sisteminin bütün  segmentleri,  elde  ettikleri  bilgileri  ve aralarındaki çelişkilerden kaynaklanan karşılıklı kuşkulanmalarını  dile-getirirler.  Dile  getirme sürecinde hareket eden mantığı “aydınlanma mantığı” olarak adlandırıyoruz. Aydınlanma mantığı da ayrı bir mantık segmenti olmayıp, üç mantık segmentinin hareketleri sırasında elde ettikleri  bilgiler  ile  aralarındaki  çelişkilerden kaynaklanan  karşılıklı  kuşkularının  tebliğ  ve tebellüğ  edilerek  toplumsallaşması  sürecidir. Düşünmenin hep dil aracılığıile toplumsal bir etkinlik olarak yürütülüyor olmasının sonucu olarak,  biyo-akılların  mantık  segmentleri, kendileri  ve  aralarındaki  çelişkili  ilişkiler biçiminde,  düşünürlerin,  ardıllarının  ve taraftarlarının  taşıyıcılığında,  toplumsal  aklın farklı  mantık  segmentleri  olarak  tezahür etmiştir.  Felsefe  tarihindeki  düşünürlerin  her biri, hiçliksel ve varlıksal göreceleme mantığı ile özdeşleme  mantığının  taşıyıcılarıdırlar. Aralarındaki  çelişkili  kuşku  ilişkisi  de  her birisinin  farklı  mantık  segmentlerini  dile- getirmelerindendir.   Örneğin, Antik Yunan'da Platon  hiçliksel  göreceleme  mantığının, Demokritos  varlıksal  göreceleme  mantığının, Aristoteles  de  özdeşleme  mantığının taşıyıcılarıdır.  Felsefe  tarihinin  ileri aşamalarında da aynı mantık yapılanması ve çelişkili kuşku ilişkisi devam etmiştir.

 

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kahramanmaraş Valiliği'nden Yeni Kararlar
Kahramanmaraş Valiliği'nden Yeni Kararlar
Kahramanmaraş'ta normalleşme sürecinde ikinci aşamada neler olacak?
Kahramanmaraş'ta normalleşme sürecinde ikinci aşamada neler...