Reklam
M. Hanifi Dağoğlu Kaleme Aldı: SİYASİ BİR FİGUR OLARAK MEVLANA...

M. Hanifi Dağoğlu Kaleme Aldı: SİYASİ BİR FİGUR OLARAK MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

23 Şubat 2020 - 15:08

Muhtemelen kuzey batı hazardan Hindistan'a göçüp orada yerli halkı esir eden Arianlar, adına kast  denen  bir  sınıflı  toplum  kurdular.  Kastı; Brahmanlar(din adamları), Kşatriya(Hükümdar ve askerler), Vaisya(Tüccar,  esnaf  sınıfı), Sudra(işçiler) oluşturur. Yerli halk esir olduğu için bu  kast  sisteminin  dışındaydı  ve  parya(necis) olarak  adlandırılırdı.  Batı  toplumunu  oluşturan halkların çoğu hint alt kıtasından göçtüğü için bu sınıflı  yapıyı  da  beraberinde  götürdü.  Batıdaki sınıflı toplumun kökenini, bir anlamda bu hint kültürü oluşturur.(1)

Türklerde tam anlamıyla sınıfsız bir toplumsal yapı vardı. Kişi hak ve özgürlüğünün sembolü olan özel mülkiyet kavramı ailede başlıyordu. Devlet hayatında devam ederek teminat altına alınıyordu. Boylarda ortak mülkiyete dâhil olanlar yalnızca otlaklar  ve  yaylaklardı.  Bu  araziler  devlete  ait olduğu  için,  halk,  bunun  için  devlete  vergi veriyordu.  Bu  yaşam  biçimi  hür  yaşamın temeliydi. Bu aynı zamanda devlet yönetiminde imtiyazlı  sınıfın  oluşmasını  ve  köleliği engelliyordu.  Soy,  sop  ayırımı  yapmadan, yeteneklerine  göre  insanlar  devlet  yönetiminde görev alabiliyor, gerekiyorsa yükselebiliyorlardı.

Türklerde paralı askerlik sistemi yoktu. Kağan ve  beylerin  devlet  içindeki  tek  dayanakları ordularıydı. Ordunun temeli ise halktı. Bu anlamda halk ile devlet arasında menfaat birliği vardı.

Halk  kışın  kışlakta  oturuyor,  yazın hayvanlarını  otlatmak  için  yaylalara  çıkıyordu. Böylece  tarım  ve  hayvancılığa  dayalı  bir ekonomik  sisteme  sahipti.  Birey,  evlendikten sonra  kendi  sürü  ve  toprağıyla  yeni  bir  aile kuruyordu.

Büyük Selçuklu devleti kurulduktan bir süre sonra fars aristokrasisi etkisi altına girdi. Gulam sistemi ile Türkler askeri sistemden dışlandı, daha sonra  devlet  bürokrasisinden  dışlandı.  İkta sistemiyle  toprak  mülkiyeti  de  halkın denetiminden çıkmıştı. Bu halk ile Büyük Selçuklu devleti arasında anlaşmazlıklara neden oldu.

Bu sosyal sorunlar nedeniyle Önce doğuda, sonra bütün Selçuklu devletinde isyanlar başladı. Türkan(Terkan) hanım olayında ortaya çıkan iç savaşla da devlet hızla yıkıldı(2)

Tarih Anadolu Selçuklu devletinde tekerrür etti. Alâeddin Keykubat, Türkmen halk ile devlet arasında  anlaşmazlık  olmaması  için  dikkat ediyordu. Devletin resmi dili ve medrese eğitimi farsçaydı. Mahkemelerde Arapça kullanılırdı. Halk ise Türkçe konuşuyordu. Devlet yönetimi mümkün olduğunca, Türkmenlere açıktı. Ahilik sistemi  de  bunu  dengeliyordu. Yeni  alınmış Anadolu  topraklarında Türkmenlere  mesleki eğitim veriliyor, köylünün malı işlenerek halkın refahının  artmasına  yardımcı  olunuyordu. II.Gıyaseddin Keyhüsrev'in Babasını Zehirleyip öldürmesinden sonra bu denge bozuldu. Devlet bürokrasisine  Vakıf  kurma  serbestisi  verildi. Ülkede bütün araziler vakıflara tapulandığı için halk  hayvanlarını  otlatacak  mera  ve  yaylak bulamıyordu. Bu dönemde halkın vergi yükü yanı sıra  rüşvet  ve  yolsuzluk  da  artınca  bu  sosyal sorunlar zemininde Babai isyanları patlak verdi. Babailer ile Selçuklu askerleri tam on iki kez karşı karşıya geldi ve her seferinde de devlet ordusu yenildi. Sultan Avrupa'dan paralı asker getirterek Babileri yendi. Sonuçta kırkbin kadar Türkmen öldü ve Güçlü Selçuklu ordusu büyük bir darbe alarak zayıfladı.(3)

Dönemin  sultanı  II.Gyaseddin  Keyhüsrev Türkleri  devlet  yönetiminden  tasfiye  etti. Babasının yakın çalışma arkadaşlarını tutuklattı veya öldürttü. Ahi Evreni de tutuklayarak zindana attı. Devlet yönetimini Farisilere vermek üzere dokuz adamını göndererek, o zamanlar eğitim için gittiği Şam da bulunan, Muhammed Celaleddin-i Rumi'yi Anadolu ya davet etti. Böylece Mevlana ile Ahi evren arasında var olan felsefi tartışmalar, siyasi boyut kazanmış oldu.(4)

En  sonda  anlatılması  gerekeni,  en  başta anlatarak  konunun  ön  yargısız  anlaşılmasını sağlamakta fayda görüyoruz; Mevlana Celaleddin tarikat adab ve erkânı, dansının düzeni, fikirleri ve şiirleri  bizim  gördüğümüz  şekilde  değildi. Celaleddin-i Rumi önceleri bir siyasi teşekkül gibi davranıyordu. Ölümünden sonra Tarikatın başına Hüsameddin  Çelebi  geçti,  Hüsameddin'in ölümünden  sonra  Büyük  oğlu  Bahaddin  Veled geçti Hüsameddin Çelebi oldukça entelektüel bir şairdi.  Mevlana'nın  şiirlerini  yerel  kültürden uzaklaştırıp,  evrensel  bir  dil  kazandırdı.  Oğlu Bahaddin  ise  tarikata  adap  ve  erkân  getirdi.

Önceleri  şaman  dansı  iken,  bu  gün  ki  dansın kurallarını belirledi.

Şam da bulunduğu dönemde Şems-i Tebrizi ile iki kez görüşen(5)  Mevlana ile Şems arasında nasıl bir konuşma geçtiği hakkında bilgimiz yoktur. Bu dönemde Alâeddin  Keykubat  baştadır  ve Selçuklular  tarihinin  en  güçlü  dönemindedir. Kaynaklar bu görüşmeden hiç bahsetmez. Bütün dikkat  Şems  ile  Mevlana  arasında  gerçekleşen Konya buluşmasına çekilir. Bu dönemde Selçuklu devleti hayalet devlettir. Ordusu dağılmış, sultanı kaçmış, hazine boşaltılmıştır. Moğollar Kayseri, Sivas'ı  yağmalamış  ve  yakmışlardır. Artık Anadolu, Moğol işgaline hazır hale getirilmiştir.

Şems-i Tebrizi dönemin en karanlık figürüdür. Alâeddin Keykubat döneminde Erzurum'da 4 yıl müderrislik yapan Şems, Bir Kalenderi şeyhidir. Moğollular Anadolu'da  başıboş  gezen kalenderileri toplayıp onlardan bir birlik kurmuştu. Bu birlik Kösedağı savaşında öncü birlik olarak kullanılmış,  Kayseri  işgalinde  mancınık  birliği olarak  kullanılmıştı.  Bu  her  iki  savaşta,  Şems Kalenderi birliğinin başındadır.

Şems'in  Konya'da  Mevlana  ile  görüşmesi, dokuz  farklı  efsanevi  anlatıma  konu  olmuş, böylece  bazı  şeylerin  gözden  kaçırılmasına çalışılmıştır. Bu dönemde Gıyaseddin Keyhüsrev yenilmiş, sarayını bırakıp kaçmıştı. Mevlana ile bazı rivayetlere göre 40 bazı rivayetlere göre 90 gün  halvete  çekilerek  Mevlana  Celaleddin-i Rumi'de değişime neden olmuştu. Mevlana'daki radikal dönüşüme bakılırsa, bu süre içinde bazı siyası  projeler  konuşulmuş,  onların  alt  yapısı hazırlanmıştır. Bu konu ilerde ayrıntılı anlatılacağı için bu kadarıyla yetiniyoruz.

Gıyaseddin'in ölümünden sonra iktidar üç oğlu arasında pay edilmişti. Küçük oğlu öldürüldü ve geriye  kalan  İzeddin  Keykavus  ile  Rüknuddin Kılıçarslan arasında iktidar mücadelesi başlamıştı. İzeddin  Keykavus  halkı  organize  ederek Moğollulara  karşı  kurtuluş  savaşı  vermek istiyordu.  Rüknuddin  Kılıçarslan  ise  Moğol egemenliği  taraftarıydı. Ahi  Evran  İzeddin Keykavus  ile  çalışırken,  Mevlana  Celaleddin-i Rumi  Moğol  emperyalizmi  taraftarıydı.  Bu dönemde  bütün  üst  düzey  yöneticiler  Mevlana müridi idi. Bu dönemde Mevlana ile Moğollular arasında irtibatı sağlayan ise Şems-i Tebriziydi.(6),(7)

Bundan  sonraki  yazılarımızda,  bu  siyasi mücadelenin ayrıntılarını anlatmaya çalışacağız.

 

 

 

 

                                                                                 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kahramanmaraş'ta Bir Mahalle Daha Karantinaya Alındı
Kahramanmaraş'ta Bir Mahalle Daha Karantinaya Alındı
Göksun HEM Covid-19’a Dur Diyor
Göksun HEM Covid-19’a Dur Diyor