Reklam
M. Demirel Babacanoğlu Kaleme Aldı: KENDİNİ TANIMADAN GİDENLER

M. Demirel Babacanoğlu Kaleme Aldı: KENDİNİ TANIMADAN GİDENLER

23 Şubat 2020 - 15:16

“Kendini  Tanımadan  Gidenler”(*), Mustafa  Okumuş'un  kitabı.  Adıyla  veriyor iletisini.  Bu  konuda  bir  sayılama  (istatistik) yapılmış mıdır?!... Ben kendi adıma, şimdiye değin kendisini tanımaya çalışanlara rastlamış değilim!

Decartes, “Düşünüyorum, o halde varım” diyor.  Yunus  Emre  de  var  olmanın  temelini okumaya  bağlıyor:  “İlim  ilim  demektir/  İlim kendin  bilmektir/  Sen  kendini  bilmezsen/  Bu nice okumaktır”

Bana  göreyse  kendi  olamayan  yaşıyor değildir. Okumuş'un varmak istediği yer de bura olsa gerek. “Kendini tanımadan gitmek”, boşu boşuna bu dünyada kalmaktan başka nedir ki?

Otuz  yedi  denemesiyle  kafa  yoruyor.

Okumuş.

Düşünüyorum, bu kitabı okuyanlardan kaç kişi  kendini  tanımaya  çalışacak?  Kendini sevmek de bu işin başında gelir. Kendini seven insan, başkalarına kötülük yapamaz.

Bakınız yazar ne diyor? “Kendi kendimiz olabilmek elbette kolay değil. Çaba ister, özveri ister,  egoyu  bastırmak ister…”(s.4)  Hiç kendiniz  olabildiniz  mi?  Hep  çevrenize bakındınız, el ne der, komşu ne der dediniz, kendinizi  koyamadınız  ortaya.  Hep  böyle yaşamıyor  muyuz?  Böyle  yaşarken  de unutulması zor olan kayıplarımız olmuyor mu? Keşke kendimiz olabilseydik?

Hep uğraşıyorum, engelle karşılaşıyorum. O küçük  akıllarıyla  akıl  veriyorlar,  yön gösteriyorlar.  Aman  gönülleri  kırılmasın, diyoruz,  harap  ediyoruz  kendimizi.  “Stres” denilen  illet  yakalıyor  bizi.  Sağlığımız bozuluyor bütün bütüne. Yazar şöyle bağlıyor tümcesini;  “Kendimize  ait  olmayan  tüm yapaylıklar eğreti bir yüktür vicdanımız...”(s.4)

İnsan, gide gide kendini bulur. Bulamazsa malamat  olur.  Böyle  malamatlarla  çok karşılaşmışsınızdır. Bakınız, “Hiçbir şey hepten iyi, ya da hepten kötü değildir…”(s.6) İnsan zıtlıkları içerisinde taşıyarak doğar. İyilik varsa, kötülük de vardır. Sevmek varsa sevgisizlik de. Savaş varsa barış da. Temizlik varsa pislik de. İnsan bütün eksileri yenerek insanlaşır.

Kötülüğüne,  aymazlığına  tanık  olduğunuz kimselere, bu adam insan olmaz dersiniz değil mi?  İnsan  bu  ileriye  de,  geriye  de  değişir. Bakarsınız  bir  gün  sizi  şaşırtır,  insanlaşmış olarak çıkar karşınıza

Köyünüzde, ilinizde ilerleme göremezsiniz, o  zaman  içlenir,  “ bu  memleket  adam olmaz…”(s.  10)  dersiniz,  aynı  insan  gibi düşünürsünüz  memleketi. Yazar  şöylebkarşılıyor  bunu:  “Sorunlara  duygusal  değil, akılcı, bilimsel yaklaşılmalı, kısır tartışmalar yerine, hoşgörülü yanıtlar erilmeli...”(s.11)

Arkadaşlık, dostluk, evlilik ne için kurulur? Hiç kimse, kimsenin kaşına gözüne bakarak bu işlere  girişmez..  Arkadaşlıkta,  dostlukta evlilikte karşılıklı denge üzerine kurulur. “Çıkar beklentisi gerçekleşmediğinde, arkadaşlık da, bıçak gibi kesilir…”(s.13) Yani, karşılıklı çıkar dengesi bozulduğunda belirttiğimiz üç girişim de biter.

“Gerçek dostun dili serttir, batar…” (.s. 15) Karşıdaki bu nitemi anlayamadığı an, dostluk, arkadaşlık filan kalmaz.   Ama yine de bütün bunlara  karşın  insan,  dostsuz,  arkadaşsız kalamaz.  “Herkesi  istediğimiz  gibi  değil, oldukları gibi kabul etmenin bir erdem olduğunu bilmeliyiz…”(s.  21)  Yoksa,  katı  kuralcı, dediğim dedikçi olmanın bir anlamı yok. Çözüm ortaya konulmalı.

Sevginin  önemi  büyük.  Sevebilmek  otu ağacı, kuşu böceği, çakalı tilkiyi, yılanı çıyanı, keçiyi  koyunu,  öküzü,  deveyi,  çalıyı  gülü, meyveyi sebzeyi, düşmanı dostu…

Evet, biliyorum düşmanı sevmek zor, ama herhalde  bir  yolu,  yöntemi,  çözümü  vardır bunun! İyileşmeyen (kronik) hastalık da düşman gibidir.  İsteseniz  de  istemezseniz  de  onunla yaşamak  zorunda  kalırsınız.  Ama  barışık yaşarsanız  hastalık  size  fazla  yük  getirmez! Düşman da öyledir. Panzehiri barıştır.

Düşmanla barışık yaşamak yücelmiş insanın işidir.

 Yazar  birçok  konulara  değiniyor;  güncel olaylar, eğitim, tarih, siyaset…

“Lale  Devri”;  bugün  de  yaşanmıyor  mu? Nedim'in  ünlü  “Sadabad”ından  alıntı  yapmış yazar:  “Gülelim  oynayalım  kâm  alalım dünyadan/  Ma-i  tensim  içelim  Çeşme-i Nevpeydadan/  Görelim  ab-ı  hayat  aktığın ejderhadan/  Gidelim  serv-i  revanım  yürü Sadabad'a//…”(s. 72)

Dün/bugün, bir tarafta insanlar ölüyor, bir tarafta  güllük  gülistanlık  yaşanıyor.  Terör, savaş,  göç,  o  “tek  dişi  kalmış  canavar”… insanlığı yiyor. “İnsanlığın sırtı eskidi/ Tanrının sırtına dadandılar//…” (Parakan, 1990, MDB) demiştim  bir  şiirimde.  Şimdi,  halen  bugün Tanrıyı  çıkarlarına  alet  edenler  yok  değil. “ Patrona  Halil  isyanıyla  Lale  Devri kapanıyor…” (s.73) Bakalım günümüzün lale devrini kim kapatacak?

Yazarın  iyileşmez  yaralarından  biri  de “Gavur Gölü”(**). Toprak kazanacağız diye bir yaşam alanı yok ediliyor. Ne kurbağalar, ne yılanlar,  ne  tilkiler,  ne  çakallar,  ne  kuşlar… kalıyor!  Biz  insanlar  nasıl  bir  insanız? Geleceğimizi yok ediyoruz, bu bir intihar değil mi?

“Gavur Gölü bataklığından kalan tek anı dişbudak orman adası, sonbahara yenik düşmüş üzgün  solgun  yüzü,  kıyı  şeridindeki  tüm dostlarını yitirmiş; öksüz, boynu bükük; buruk bakışlarında bir dönemin özlemi var…”(s. 75) İster taş olsun, ister ağaç, ister toprak… onlar da canlılardırlar;  elinden  alınan  yaşam  için  baş kaldırırlar,  önünde  kimse  duramaz, Japonya'daki tsunami gibi?

Yalan  üzerine  de  şöyle  değiniyor  yazar: “Yalanın boyutu ne olursa olsun, ucunda ya bir aldanış, bir aldatış vardır… sonuçta giderilmesi zor  kırgınlıklara,  düşmanlıklara  sebep  olur, sosyal barış bozulur… Yalancı toplumlar güven ve saygınlığını yitirirler…”(s. 84) Niye yalan söylenir? Çıkarlar için değil mi? Yalanlar üstüne kurulan toplum yaşayamaz.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kahramanmaraş’ta 21 Yaşındaki Genç Koronavirüse Yenildi
Kahramanmaraş’ta 21 Yaşındaki Genç Koronavirüse Yenildi
Kahramanmaraş'ta Trafik Kazası: 2 Yaralı
Kahramanmaraş'ta Trafik Kazası: 2 Yaralı