Reklam
Filiz Kalkışım Çolak Kaleme Aldı: “BİR BEYAZ DİLEKÇE”

Filiz Kalkışım Çolak Kaleme Aldı: “BİR BEYAZ DİLEKÇE”

29 Şubat 2020 - 15:32

Türk şiirinin Beyaz Kartal'ı,   Dede Korkut lakaplarıyla  tanınan  Bahattin  Karakoç  1930 yılında  Kahramanmaraş'ın  Elbistan  ilçesinde dünyaya  geldi.  Şair  kökenli  bir  ailenin  üç çocuğundan birisi olan Bahaettin Karakoç, aynı zamanda Türk Şiirinin en önemli isimlerinden Abdurrahim Karakoç ve Ertuğrul Karakoç'un da ağabeyidir. Oldukça zeki bir çocuk olan şair, daha 3. sınıftayken Osmanlıcayı öğrenmiş, bir ay  içerisinde  Kuran-ı  Kerimi  hatmetmeyi başarmıştır.  İlköğretimini  Ekinözü  İlçesinde, ortaokulu  Düziçi  İlçesinde  tamamlayan Karakoç,  eğitim  hayatına  Ankara  Hasanoğlu Köy Enstitüsünde devam etmiştir. 29 Ağustos 1944'te memurluğa atanmış, uzun yıllar görev yapmıştır.  İlk  şiirini  19  yaşında  Yurt Gazetesinde  yayımlamıştır.  1983'te  Kayseri Sanatçılar  Derneği'nce  "Yılın  Şairi"  seçilen Karakoç, 1986'da "Bir Çift Beyaz Kartal" isimli kitabıyla şiir dalında Türkiye Yazarlar Birliği ödülünü,  1991'de  ise  Diyanet  Vakfınca düzenlenen  “Münacat''  yarışmasında  "Beyaz Dilekçe" şiiriyle birincilik ödüllerini almıştır.

Karakoç 1993'te Türkçenin Uluslararası 2. Şiir  Şöleni  için  gittiği  Kazakistan'ın  Almatı şehrinde  “Büyük  Abay  Ödülü”yle  de onurlandırılmıştır. Mevsimler ve Ötesi, Zaman Bir Beyaz Türküdür, Sevgi Turnaları, Ay Şafağı Çok Çiçek, Kar Sesi, İlkyazda, Menzil, Uzaklara Türkü, Güneşe Uçmak İstiyorum, Şiir Burcunda Çocuk, Güneşten Öte, Dolunay Şiir Güldestesi, Leyl-ü Nehar Aşk, Aşk Mektupları, Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman, Ay Işığında Serenatlar, Sürgün,  Vezirin  Aşk  Neşideleri,  Ben  Senin Yusuf'un Olmuşum, Gündemde Yine Aşk Var gibi  birçok  eserleriyle  Türk  Edebiyatında sarsılmaz  yerini  koruyan  Karakoç;  “Barış Çağrısı Şiirleri –Dünya Barışına Çağrı Grubu'' gibi  çalışmalarıyla  da  tüm  dünya  insanlığını barışa çağırarak adını ulusal sınırların dışında da duyurmayı  başarmıştır.  Birçok  edebiyat ödülünün de sahibi olan edebiyatçımız 2004'te Tarsus Belediyesinin düzenlediği, Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamlarında “Karacaoğlan Onur Ödülü'', İstanbul Küçükçekmece Belediyesince 2011'de  “Onur  Ödülü”,  2012'de  İstanbul Sultanbeyli Belediyesince “Türk Şiirine Hizmet Ödülü”,  Türkiye  Yazarlar  Birliği  tarafından 2015  yılı  Yazar,  Fikir  Adamı  ve  Sanatçıları Ödüllerinde “Üstün Hizmet” ödülü aldığı diğer ödülleri arasındandır.

Bahaettin  Karakoç'a  göre  şiir  sadece yetenekle  yapılacak  bir  iş  değildi.  Sürekli okumak, araştırmak gerektiğini söylerdi. Şiirde estetiğin yanı sıra felsefe, matematik, resim ve musikinin önemine değinir, bunların olmadığı yerde şiirin olmadığını, aranmaması gerektiğini ifade ederdi. Büyük küçük kim olursa olsun, şiirle  ilgilenen  herkese  yardım  eden,  yol gösteren,  yüce  gönüllü  birisiydi.  Yüreğin enstrüman olduğuna vurgu yapan Karakoç, şiire o  musikiyle  yaklaşmak  gerektiğine  dikkat çekerdi. Hayatının her günü şiir yazan, Allah inancı, sevgisi sonsuz olan Türklüğünden ödün vermeden  insanlık  için  nefes  alan,  yazan  ve haykıran  Karakoç  milliyetçi  duruşuyla  da kendinden  söz  ettiren  örnek  değerlerimiz arasındadır. Şiirin hobi olmadığını, aksine şiirin kültürler arası etkileşimi sağlayacak en büyük medeniyet  aracı,  iletişim  aracı  olduğunu savunurdu. Şairler, dünya insanlığına Hakk'ın gönderdiği elçilerdi ve Karakoç bunun bilinciyle imanla bu yolda var olmayı başarmıştır. Zira medeniyetin olmadığı, şiirin, musikinin, sanatın, edebiyatın  olmadığı  bir  toplumda,  ruhu  ne inceltebilirdi?  Nefsi  ne  terbiye  edebilirdi? Karakoç'un  yiğitliği,  bunların  bilincinde oluşundan ileri geliyordu.

Türkçeye  verdiği  önem  de  büyüktü. Şiirlerinde  yalın  bir  dil  kullanırken,  sözcük dağarcığını Türkçeyle aşarak, dilin zenginliğine dikkat çekmeyi başarmıştır. Kardeşlik, dünya barışı,  yurt  barışı,  kavramları  doğrultusunda, Türlüğüyle  yaşayan  Karakoç,  Allah  aşkını, Beyaz  Dilekçe'  de  şöyle  hissettiriyordu:  Bir sabah  ağrısıydı,  sızısının  içinde  Rabbi sayıklayan  inci  taneciği.  Gözlerinden  akan katre-i nurlarla, aksakallı sayfaların arasından zerre  saçılıp,  her  zerreciğinden  gönül çağlayanlarından  su  içen  serçe  edasıyla Yaradan'ı  zikreden  kuşluk  sızısıydı.  Kızardı ucunda  düetlerin  güller,  O'nu  şakıdı  aşk  ile kavrulan  bülbüller.  Şafak  maviye  ağlıyordu, kubbelerden secdelere. Kızıl seherlerin saçları damlıyordu.  Yağmur  titriyordu,  koynunda meleklerin. Alın değdikçe toprağa gül kokusu yayılıyordu, kutlu Peygamberin göğsünden. Bir çiy taneciği üflüyordu ney suskuları rüzgârın aheste aheste salınan endamına. Suya yansıyan çehresinde  yakamozların  gülüyordu  beyaz kanatlı çocuklar.

Vakit sancıda ha doğdu doğacak gönüllere aşk!  Elbistan  secde  ediyordu  denizlerin  tek sahibine,  mevsim  cemrelerine  doluyordu. Yıldızlar  yere  inmiş  rükûdaydılar.  Maraş'ın çayırları kıyamdaydı. Meltemler tek hakikatin derdinde  soluğundan  boşalıyordu.  Bir  bebek doğurdu güneş, kucağına nisanların. Kulağına fısıldıyordu  tan,  gelin  henüz  başını  eğerken; “Allahuekber Allahuekber'' senin adın Ahmet, senin  adın  Ahmet,  senin  adın  Ahmet  olsun çocuk!  Güneş  boşalıyordu  ki  suyundan, susuverdi  bülbül  gülün  açtığını  göremeden. Oysa Beyaz Dilekçe'den haber vardı! Ak bir güvercin  süzüldü  cennetin  ırmaklarından. Kanatlarından nur saçılıyordu, kondu tavında hak  için  eriyen  yüreğe!  “Allah'ım  Sen rahmansın, Sen rahimsin, Senin ululuğundan ne şüphe!'' Tövbedeyim Sen ki sana sığınan bir çalıyı bile rahmetinden esirgemezsin. Diriltirsin, ol dersin olur! Öyle taşlar vardır ki bağırlarından nehirler  geçer!  Bu  aciz  kulunu  sonsuz merhametinle  şefaatlendir.  Dilekçem  ak güvercin nazındadır. Beni, Efendimize komşu eyle! Yakamozların kirpiklerine takılı gönlümü ihsanınla gusleyle! Ey Keremi sonsuz ilahi, Sen Muhammet Mustafa'nın kutlu ümmetini benden önce affeyle bizler isyankâr değiliz, bizi arşınla nakşeyle!

“Şaire ilham veren Hak yolunda yazılan şiir ne  güzel  şiirdir?  O'nu  yazan  şair  ne  güzel şairdir!” Bir ahunun gözlerinde sarhoş olan, o gözlerde Hakkın yüreğini titreten, güzelliğini görebilendir şair. Bu hakikat dışında yazılanlar acizdir, güçsüzdür, topaldır, gözlerine mil çekili sabahtır  kendi  ışığına  kör.  Bu  sebepledir Ihlamurların  Çiçek  Açtığında  umudun vaddettiği. Gizemi sırrı açıklığında, o sıcacık vurgusunda  “Ihlamurlar  Çiçek  Açacak.”  O Halde özlenen beklenilen gelecek, gece sabahı doğuracak…  Türk  edebiyatına  Elbistan'dan doğan güneşin aziz hatırasına rahmetle…

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Herkes Koronavirüsü Konuşurken Kahramanmaraş İçin Korkutan Deprem Açıklaması
Herkes Koronavirüsü Konuşurken Kahramanmaraş İçin Korkutan...
Sağlık Bakanlığı Son Rakamları Paylaştı
Sağlık Bakanlığı Son Rakamları Paylaştı