Reklam
Celâlettin Kurt Kaleme Aldı: BİR BEYAZ TÜRKÜDÜR ŞİİR...

Celâlettin Kurt Kaleme Aldı: BİR BEYAZ TÜRKÜDÜR ŞİİR BURCUNDA ZAMAN

29 Şubat 2020 - 15:20

Bir  şairin  öteler  yurduna  intikal  etmesinin ardından,  hele  bu  intikal  velüd  bir  şaire  aitse, ardından bir şeyler yazmak bir nevi borç hatta yazmamak vebâldir.

Kural mıdır, kaide midir bilinmez, yaşadıkları çağlarda  kıymetleri  bilinmeyen  şairlerin  ya  da edebiyat adamlarının hep arkalarından bir şeyler yazılır, çizilir. Alkış Dergisi tarafından Bahaettin Karakoç  özel  sayısı  için  şahsımdan  yazı istendiğinde böyle bir düşünceye ermiş olsam da sonradan düşündüğümde Bahaettin Karakoç bu çizginin  çok  dışında  kalmış  bir  şairimizdir.  O sağlığında  her  ne  kadar  kimi  çevrelerce  kabul görmemiş  olsa  da  ülke  edebiyatının  büyük  bir kesimince üstün derecede kabul görmüş, hakkında tezler hazırlanmış, şiirlerine ve şahsına çok ciddî mânâda değerler atfedilmiştir.

Onun  şiir  tedrisatından  geçen,  şiirlerini özümseyerek okuyan, şiirlerinden etkilenen birisi olarak, elbette Karakoç ustam için bende bir şeyler yazmalıyım, şiirimizin ses ve kelime avcısını Alkış Dergisi  okuyucularına  kendi  lisanımca tanıtmalıyım…  Sağlığında  kendisine  sunulan; “şiirimizin ak saçlısı, aksakalı, Dedem Korkut'u, beyaz kartalı” gibi unvanlar layık görülse, bunların hepsini hak etmiş olsa da ben ona; Türk şiirinin gelenek  ve  gelecek  çizgisinde  yaşayan  “Türk şiirinin ulu çınarı” unvanını yakıştırıyorum…

Bahaettin  Karakoç  ağabeyle  yollarımızın kesiştiği yıllar 1980 li yıllardır. O vakitler Ankara merkezli “Doğuş Edebiyat Dergisi” çıkmaktadır ve  Bahaettin  Karakoç  imzası  o  derginin  sarı sayfalarını  süslemektedir.  Abonesi  olduğumuz aylık  çıkan  bu  edebiyat  dergisinin  gelmesini sabırsızlıkla beklemek, özellikle Karakoç ustanın gelenekle gelecek arasında köprü kuran, şiirini o köprüde  buluşturan  serbest  nazımlı  şiirlerini okumak, biz şiir severlere o tarihlerde en büyük haz, letafet, nezahettir.

Aslında  Abdurrahim  Karakoç  ağabeyle tanışıklığımız  çok  daha  öncedir.  Abdurrahim ağabeyle  yetmişli  yılların  ortalarında  tanışmış, geleneksel  şiirimizin  en  güzel,  en  seçkin örneklerini onun eserlerinden okumuş, dönemin şartları  itibariyle  memleket  kokulu  Karakoç şiirlerinden beslenerek hece terbiyesini almışızdır. 1976 yılında siyasi dönemin rüzgârıyla kendisiyle Elbistan  Kapalı  Cezaevinde  kısa  bir  dönem cezaevi  gönüldaşlığımızın  olması  da  şiiri sevmemizde, şiirle tanışıklığımızın artmasında en büyük etkendir.

Hece  terbiyesini  Abdurrahim  Karakoç ağabeyden  alarak  şiirler  yazmaya  başladığımız yıllarımız,  daha  bıyıklarımızın  yeni  terlemeye başladığı on altılı yaşlardır. “Vur Emri” isimli eserinin  genişletilmiş  baskısı  o  yıl  basılmış  ve postadan  geldiğinde,  Abdurrahim  ağabeyle cezaevinin  taş  duvarları  arasında  beraberiz  ve bizlere imzalayarak verdiği o kıymetli, o nâdide eser,  bugün  hâlâ  kitaplığımızın  en  büyük hazinelerinden birisidir.

Üniversite yıllarımızın başladığı dönemlerde, Karakoç ustanın “Vur Emri” eserini okuya okuya çoğu  şiirlerini  ezberlemiş,  Karakoç  ustanın şiirlerinin etkisiyle hece talimleriyle, hece tadında eksik gedik de olsa şiirler yazmaya başlamışızdır. Yazdıklarımızı daha sonraları kendisine götürerek değerlendirme imkânını yakalayan birileri olarak, bizler gerçekten çok şanslı bir kuşağız…

Bugün çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanan ve eserleri kitaplaşan birileri olduysak, bunlara sebep olan başta şüphesizdir ki, Abdurrahim Karakoç ustadır. Tabi ki bu beslenme kaynağının devamı, benim yakıştırdığım unvanıyla Türk Şiirinin Ulu çınarı esas ustam Bahaettin Karakoç'tur.

Yukarıda “Doğuş Edebiyat Dergisi” ekseninde yürürken  yazımız,  virgül  atarak  Abdurrahim Karakoç ağabeye dönsek de yazımızın ana konusu Bahaettin  Karakoç'tur. Demiştim  ki “Doğuş

Edebiyat Dergisi” Bahaettin Karakoç şiirleriyle neşv-ü nemâ bulurken, bizim gönüllerimiz de o şiirlerin  derin  soluğunda  neşv-ü  nemâ  bulmuş, gönüllerimiz o şiirlerle kanatlanmıştır. Etkisinde kaldığımız o şiirlerin ses, ritim, musiki deryasında, bizim edebiyat dünyamız da taçlanmıştır.

Ve Dolunay şiir mektebi açılmıştır bu yılların arkasından  ve  bizler  o  mektebin  tedrisatından geçerek  şiirlerimizi  yayınlamaya  başlamışız Dolunay  Kültür  Sanat  Edebiyat  Dergisinde… Sevgiliden mektup bekler gibi, her bir sayısını bir kalenin burcunda sevgiliyi beklerce beklemişizdir gurbet ellerde… Dolunay logosunun içinde bir çift turna,  Karakoç  ağabeyin  sanat,  edebiyat,  şiir muştularını tam otuz yedi sayı bizlere getirmiştir.

Yazdığımız çalışmaları o dönemin şartları icabı postayla  gönderme  mecburiyetimiz  vardır. Telefon  imkânı  o  dönemlerde  çok  kısıtlıdır  ve iletişim  kaynağımız  sadece  posta  yoludur. Şiirlerimizi  Dolunay'a  gönderirken  hâliyle üstadımıza mektup faslında bir şeyler de yazar, öyle göndeririz… Her mektubumuza, yazdığımız şiirlerin  değerlendirilmesine  tekrar  iade  bir mektupla  ve  kıymetli  değerlendirmeleriyle mutlaka dönmüştür, dönmediği hiç vaki değildir.

Dolunay  şiir  şölenlerini  görklü  bir  toy  gibi Kahramanmaraş'tan  başlattığında  ve  hemen hemen her yaptığı şölene bizleri şair atfederek çağırması  biz  genç  şairlerin  tarifsiz  bir  onuru olmuştur. Hem dergi sayfalarında şiirlerimize yer ayırması  hem  Dolunay  Şiir  Toyuna  bizleri çağırması, o yıllarda şair kimliğimizin oluşmasına katkıda bulunan en büyük etkenlerdendir.

İleri tarihlerde çıkacak olan kitaplarına alacağı kimi şiirleri mektuplarıyla bizlere göndermesi, bir üstadın  bizlere  verdiği  değer  açısından  ise,  o tarihlerde  bize  çok  büyük  bir  lütuf  olmuştur. Özellikle o tarihlerde gönderdiği “Elif ve Kepez” şiirleri,  özellikle  de  benim  şiir  dünyamda  yer bulan;  soluklandığım,  nefeslendiğim, etkilendiğim  şiirlerdir.  Ve  “Kepez”  şiirinin etkisinde kalarak yazmış olduğum “Yoroz” isimli şiir,  Türkiye  geneli  açılan  “Kültür  Dünyası Dergisinin” şiir yarışmasında, beş bine yakın şiir içinden birinci seçilmiştir.

Dolunay şiir mektebinde Bahaettin Karakoç tedrisatından  geçen  ve  bugün  çeşitli  dergilerde kalem oynatan dünün onlarca genç şairi, bugün sayısız ve kalıcı eserlerle edebiyat dünyamızda yerlerini almışlardır. Bunların hepsinde Karakoç ustanın yadsınamayacak çok büyük, çok önemli emekleri vardır.

Evet,  Bahaettin  Karakoç  bir  ses  ve  kelime avcısıydı… Bir şair dostun da dediği gibi; “darası alınmış kelimelerden” şiirler örer, ördüğü şiirleri de Türk edebiyatına armağan ederdi… Gelenekle geleceğin  arasında  köprü  kurduğu  şiirlerinin birçoğu, bugün edebiyatımızın kalıcılık arz eden şah şiirlerdendir.

Ve an geldi, her fani gibi o da “bir güzel ata binerek  öteler  yurduna”  seksen  sekiz  yaşında güzel, soylu bir ölümle intikal etti, tıpkı “çınarlar ayakta ölür” kavlinde olduğu gibi…

Ustam ruhun şâd, mekânın cennet, toprağın pür nur olsun inşallah… İnanıyorum ki kabrinde de öteler  yurduna  şiirler  yazıyorsundur  beyzalı dilekçelerle sen…

Reklam

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
İngiltere Başbakanı Boris Johnson Hastaneye Kaldırıldı
İngiltere Başbakanı Boris Johnson Hastaneye Kaldırıldı
Kahramanmaraş'ta Vaka Sayısı 39'a Yükseldi
Kahramanmaraş'ta Vaka Sayısı 39'a Yükseldi