Reklam
Ali Bozkurt Kaleme Aldı: GÜLSÜM TEYZE’DEN BİR GÜN SONRA

Ali Bozkurt Kaleme Aldı: GÜLSÜM TEYZE'DEN BİR GÜN SONRA

23 Şubat 2020 - 15:29

Nuri,  otobüsten  inip  valizini  aldı.  Otogardan çıkıp kahverengi parke taşlarlardan oluşan kaldırımın   üstünde   durdu.   Otobüste   uzun   süre oturduğundan kramp   girmiş   gibi   tutukluk   yapan bacaklarının  açılması  için,  biraz  bekledi.

Kollarını  gerip  derin  bir  nefes  aldı.  Valizini alıp  yavaş  yavaş  yürümeye  başladı. Doğduğu  yere  kavuşmanın  sevinci  içindeydi. Çevreye   dikkatle   bakan   gözlerinde sevgi ve özlem parıltıları vardı. On  dakika  sonra  annesinin  yanında  olacağını düşününce yüzünde bir gülümseme belirdi. Eve yaklaşırken, nelerle karşılaşacağını düşünüyordu:

“Eski  toprak  evinde  yalnız başına yaşayan Gülsüm Teyze, her zaman olduğu gibi dış kapının   önünde   küçük   bir   minderde   oturmuş, yalnızlığını unutmak için, sokaktan geçenlere bakmaktadır.   Az   ötedeki   manav   Hasan   Efendi, meyve  sebze kasalarını,  kaldırıma  dizmiş,  kendisi de   kaldırıma   attığı   tahta   sandalyenin   yanında ayakta   durarak   müşteri   bekliyordur.   Komşunun on yaşındaki çocuğu İsmail, sokaktadır şimdi.

Beni   görünce,   önceki   gelişlerimde   olduğu   gibi, hemen  bizim  eve koşar,  geldiğimi  anneme  haber verip   müjdesini   ister.   Annem,   elinde   ne   varsa bırakır,  dış  kapıya  kadar  koşar,  beni  kucaklayıp yanaklarımdan  ikişer  kere  öper.

Kardeşim Abdulsamet sevincinden oyuncaklarını   fırlatıp   yanıma   koşar.   Babam,   bu saatte iştedir öğlen vakti gelir.”

Nuri bu tatlı hayallerle yavaş yavaş yürürken  kuvvetli  bir  korna  sesi  duydu. Caddenin ortasındaydı.  Hızlı adımlarla Kaldırıma geçti. Yavaşlamak zorunda kalan kamyon, hızlanıp uzaklaştı. Şoförün, kızarak yaptığı   el   kol   hareketlerini   son   anda fark eden Nuri,  ona  kızma  yerine,  daha  dikkatli  olması gerektiğini düşünüp kendine kızdı.

On   dakika   içinde   evinin   bulunduğu   sokağa gelmişti. Gülsüm Teyze her zamanki  yerinde yoktu.   Manav   Hasan   Efendi,   düşündüğü   gibi dükkanının   önünde ayaktaydı.   Komşunun   çocuğu İsmail,  bir  grup  arkadaşıyla  birlikte  oynuyordu.

Nuri'yi   görünce oyundan kopup olduğu yerde   donakaldı.   Yüzünde   bir   mutluluk emaresi yoktu. Bu çocuk, İsmail değil miydi yoksa? Hayır, İsmail  olduğu  kesin,  sağ  elmacık kemiği ile şakağının   arasındaki   siyah   ben   bile   yerindeydi. İsmail'den başkası  değil  bu.  O  halde  niçin  daha önceki  seferlerde  olduğu  gibi  koşup  Ayşe

Hanım'a oğlunun  geldiğini haber vermiyordu?  Kendisini  tanımamış  olabilir  miydi?

Bu,  mümkün  değil,  kendisini  tanıdığı  belliydi. Nuri, gülümseyerek;

“Nasılsın İsmail?” dedi.

İsmail'in bakışları daha bir tuhaf hal aldı. Birden dönüp koşarak, kendi evine gitti.

Nuri,  şaşkınlık   içindeydi. İsmail'den  sevinip gülümsemesini,   koşup   annesine oğlunun geldiğini haber vermesini beklerken ne görmüştü? Kendisinin bilmediği bir şeyler   olmalıydı.   Bu   sırrı   çözmek için   hızla   yürüdü.   Kendi   evlerinin   dış   kapısına yaklaştığında yan kapıda İsmail'in annesi göründü.

Nuri,  Hayriye  Hanım'ın  kendisi  için  kapıya geldiğini anlamıştı, durakladı.

“Hoş geldin.” dedi, Hayriye Hanım. “Hoş bulduk.”

Bir   haber   verecekti   sanki,   İsmail'in   annesi. Fakat   Nuri   ile   göz   göze gelmekten   korkar   gibi bir   hali   vardı.   Gözlerini   yere   dikmişti.   Nuri'ye anlatamadıklarını   toprağa   anlatıyordu   adeta.   Bir müddet  öyle  kaldı.  Sonra  başını kaldırıp  hüzünlü bakışlarını Nuri'nin hasret ve hayret yüklü

yüzünde  gezdirdi.  Bu hali çok sürmedi, başını tekrar önüne  eğdi. Kendisi  konuşmadan Nuri'nin bir şeyler sormasını bekliyordu. Nuri, bu mesajı almış gibi sordu:

“Annem evde mi?” Hayriye hanım yutkundu. “Şey…”

“Evet?”

“Baban  evde  değil,  kardeşin  gün  boyunca teyzesinde kalıyor.”

Nuri'nin kolları yanlarına düştü. Annesi ölmüş  müydü  yoksa..  Zayıf  bir ihtimal  hastanede yatıyordur belki de. Hayriye Hanım'ın, söylemekten çekindiği şeyin ne olduğunu kuvvetle tahmin ettiği halde sordu:

“Annem yok mu?”

Komşu kadının gözlerinden yaşlar akmaya başladı: “Annen!...”

“Evet annem, ne oldu anneme?

“Demek daha   duymadın. Üç hafta önce rahmetli oldu. Gülsüm Teyze'den  bir gün sonra.

Başın sağ olsun”

Nuri, kendisini hızla evin avlusuna atıp

hıçkırıklarla yere çöktü. Toprağı avuçlayıp sıktı. Hıçkırıkları, yüksek sesle ağlamaya dönüştü.

Yoruluncaya kadar ağladı.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Kahramanmaraş'ta Bir Mahalle Daha Karantinaya Alındı
Kahramanmaraş'ta Bir Mahalle Daha Karantinaya Alındı
Göksun HEM Covid-19’a Dur Diyor
Göksun HEM Covid-19’a Dur Diyor